31 Mart 2024 yerel seçimlerinde Türkiye genelinde oyların yüzde 35,5'ini alarak ikinci parti olan AKP, seçimlerin ardından başlattığı transfer, kayyım ve belediye meclisi kararlarıyla yaklaşık 3 milyon seçmenin oy verdiği belediyeleri sandık kurulmadan yönetmeye başladı. 84 belediye başkanının parti değiştirmesi, yargı süreçleri ve İçişleri Bakanlığı tarafından atanan kayyımlar aracılığıyla, seçmen iradesi fiilen gasp edilmiş oldu.
Parti değiştiren belediye başkanları ve kayyım atamaları
Seçimlerin hemen ardından, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde DEM Parti'den seçilen 48 belediye başkanı, terör soruşturmaları gerekçesiyle görevden uzaklaştırılarak yerlerine kayyım atandı. Ayrıca, CHP ve İYİ Parti'den seçilen bazı belediye başkanları da istifa ederek AKP'ye geçti. Toplamda 84 belediye başkanının parti değiştirmesiyle, bu belediyelerde seçmenlerin oy verdiği adaylar yerine AKP'li yöneticiler göreve başladı. Bu durum, özellikle İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerde olmasa da, orta ve küçük ölçekli belediyelerde seçmen iradesinin yok sayıldığı eleştirilerine yol açtı.
Kayyım atamalarının hukuki dayanağı olarak gösterilen OHAL döneminden kalma kanun hükmünde kararnameler, muhalefet ve sivil toplum kuruluşları tarafından Anayasa'ya aykırı bulunuyor. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Sandıkta kaybedenler, şimdi masa başında kazanmaya çalışıyor. 3 milyon seçmenin oyu hiçe sayılıyor" ifadelerini kullandı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ise, "Kayyım atamaları, Kürt seçmenin iradesini yok saymanın ötesinde, demokratik hukuk devletine darbe vurmaktır" dedi.
Yargı süreçleri ve belediye meclisi kararları
Bazı belediyelerde ise, belediye meclisi kararlarıyla başkan değişikliği yapıldı. AKP, mecliste çoğunluğu elde ettiği belediyelerde, başkanlık seçimini yeniden yaparak kendi adayını belediye başkanı seçtirdi. Bu yöntem, özellikle ittifakların dağılmasıyla meclis çoğunluğunu kaybeden partilerin belediyelerinde uygulandı. Örneğin, Mardin'in Artuklu ilçesinde AKP, meclisteki diğer partilerin desteğini alarak başkanı değiştirdi. Benzer şekilde, Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde de meclis kararıyla başkanlık el değiştirdi. Bu yöntemin hukuki boyutu tartışılırken, seçmenlerin oy verdiği adayın görevden alınması "siyaseten intihar" olarak nitelendiriliyor.
Adalet ve Kalkınma Partisi yetkilileri ise, yapılan işlemlerin tamamen yasal olduğunu savunuyor. AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, "Belediye başkanlarının görevden alınması veya parti değiştirmesi, tamamen yargı kararları ve meclis iradesiyle gerçekleşmektedir. Hiçbir şekilde hukuk dışı bir uygulama yoktur" dedi. Ancak muhalefet, bu açıklamaların gerçeği yansıtmadığını, seçmen iradesinin siyasi mülahazalarla hiçe sayıldığını ileri sürüyor.
Seçimlerin üzerinden geçen dört ayda, toplam 1,2 milyon seçmenin oy verdiği belediyelere kayyım atanırken, 1,8 milyon seçmenin oy verdiği belediyelerde başkan değişikliği yaşandı. Bu rakamlar, yaklaşık 3 milyon seçmenin oyunun fiilen yok sayıldığı anlamına geliyor. Türkiye'de kayyım uygulamasının ilk kez bu kadar yaygın kullanılması, demokratik süreçler açısından endişe verici. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de konuyla ilgili açıklamalarda bulunarak, seçmen iradesine saygı gösterilmesi çağrısı yaptı.
Siyaset bilimciler, bu durumun Türkiye'de yerel demokrasinin geleceği açısından olumsuz bir tablo çizdiğini belirtiyor. Seçmenlerin, oy verdikleri adayın görevde kalacağına dair güveni sarsılırken, siyasi partilerin ittifak stratejileri de yeniden şekilleniyor. Önümüzdeki dönemde, bu uygulamaların Anayasa Mahkemesi'ne taşınması ve yeni yasal düzenlemelerin gündeme gelmesi bekleniyor. Ancak şimdilik, 3 milyon seçmenin oyu, sandıkta değil, masa başında el değiştirmiş durumda. Bu durum, Türkiye'de demokrasi ve hukukun üstünlüğü tartışmalarını yeniden alevlendiriyor. Bağımsız gözlemciler, bu tür uygulamaların toplumda siyasi kutuplaşmayı derinleştirebileceği ve seçimlere olan güveni azaltabileceği uyarısında bulunuyor.