Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Genel Sekreteri Agnes Callamard, İsrail'in Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik politikalarını "etnik temizlik" olarak nitelendirdi ve Avrupa Birliği'ni (AB) bu duruma seyirci kalmakla suçladı. Callamard, Brüksel'de düzenlediği basın toplantısında, İsrail'in Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetlerinin uluslararası hukuku ihlal ettiğini vurguladı.
Callamard: Etnik temizlik devam ediyor
Callamard, "İsrail, Batı Şeria'da sistematik bir şekilde Filistinlileri topraklarından sürüyor, evlerini yıkıyor ve yerleşim birimlerini genişletiyor. Bu, etnik temizliğin ta kendisidir" dedi. Af Örgütü raporlarında, 2023 yılında Batı Şeria'da 1.000'den fazla Filistinli evinin yıkıldığı ve binlerce kişinin yerinden edildiği belirtiliyor. Callamard, AB'nin bu ihlallere karşı somut adımlar atmadığını, aksine İsrail ile ticari ve siyasi ilişkilerini sürdürdüğünü eleştirdi.
AB'nin tutumu eleştiriliyor
AB, resmi olarak iki devletli çözümü desteklese de, İsrail'in yerleşim politikalarına karşı etkili yaptırımlar uygulamıyor. Callamard, "AB, insan hakları söylemlerinde samimiyse, İsrail'e silah ambargosu koymalı ve yerleşim faaliyetlerinden elde edilen ürünlerin ithalatını durdurmalı. Sessiz kalmak, suça ortak olmaktır" ifadelerini kullandı. Ayrıca, AB'nin İsrail ile ortaklık anlaşmasını gözden geçirmesi gerektiğini söyledi.
Uluslararası toplumda İsrail'in politikalarına yönelik eleştiriler artarken, AB'nin bu konuda daha aktif bir rol üstlenmesi bekleniyor. Callamard'ın açıklamaları, özellikle Avrupa'daki sivil toplum kuruluşları arasında yankı uyandırdı. Birçok insan hakları örgütü, AB'yi İsrail'e karşı daha sert önlemler almaya çağırıyor.
İsrail hükümeti ise iddiaları reddediyor ve Batı Şeria'daki faaliyetlerinin güvenlik gerekçelerine dayandığını savunuyor. Ancak Birleşmiş Milletler verilerine göre, 1967'den bu yana Batı Şeria'da 300'den fazla yerleşim birimi kuruldu ve bu bölgelerde 700 bini aşkın Yahudi yerleşimci yaşıyor.
Bağımsız gözlemciler, AB'nin İsrail üzerinde ekonomik ve diplomatik baskı kurma potansiyeline sahip olduğunu ancak üye ülkeler arasındaki siyasi farklılıklar nedeniyle tek seslilik sağlanamadığını belirtiyor. Callamard'ın uyarıları, Avrupa kamuoyunda yeniden bir tartışma başlatabilir.