ABD'nin Güney Amerika üzerinde uyguladığı ve tarihsel olarak Monroe Doktrini'ne dayanan ancak son dönemde "Donroe Doktrini" olarak anılan yeni stratejisi, İsrail'in Orta Doğu'daki jeopolitik konumunu güçlendiriyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın adıyla anılan bu doktrin, Venezuela, Küba ve Nikaragua gibi ülkelere yönelik sert ekonomik yaptırımlar ve siyasi baskıları içeriyor. Uzmanlara göre, ABD'nin Latin Amerika'ya odaklanması, İsrail'in bölgede daha rahat hareket etmesine olanak tanıyor.
Donroe Doktrini Nedir?
Donroe Doktrini, aslında 1823'te ABD Başkanı James Monroe tarafından ilan edilen Monroe Doktrini'nin modern bir yorumu. Ancak Trump yönetimi, bu doktrini daha agresif bir şekilde uygulayarak, Güney Amerika'da sol eğilimli hükümetleri devirmeye yönelik açık müdahalelerde bulunuyor. 2025 yılında Venezuela'ya yönelik artırılan yaptırımlar, Küba'ya uygulanan ambargonun sıkılaştırılması ve Nikaragua'daki Ortega rejimine karşı desteklenen muhalefet, bu stratejinin somut adımları olarak öne çıkıyor.
ABD'nin bu hamleleri, arka planda İsrail'in Orta Doğu'daki çıkarlarını korumaya hizmet ediyor. İsrail, ABD'nin Latin Amerika'daki meşguliyetinden faydalanarak, özellikle İran'a yönelik operasyonlarını ve Filistin topraklarındaki genişleme politikalarını sürdürüyor. İsrailli yetkililer, ABD'nin İsrail'e verdiği desteğin azalmadığını, aksine stratejik bir kaymanın yaşandığını belirtiyor.
İsrail'in Kazanımları
İsrail, ABD'nin Güney Amerika'daki hegemonya çabası sayesinde birkaç açıdan kazançlı çıkıyor. Öncelikle, uluslararası toplumun dikkati Latin Amerika'daki insan hakları ihlallerine kaydığı için İsrail'in Filistin'deki eylemleri daha az eleştiriliyor. İkincisi, ABD'nin askeri ve diplomatik kaynaklarının bir kısmı Latin Amerika'ya yönlendirildiğinden, İsrail Orta Doğu'da daha serbest hareket edebiliyor. Üçüncüsü, İsrail, Latin Amerika ülkeleriyle olan ticari ve istihbarat bağlarını güçlendirerek, ABD'nin bölgedeki operasyonlarına dolaylı destek sağlıyor.
Örneğin, 2024'te İsrail'in Guatemala ve Honduras ile imzaladığı savunma anlaşmaları, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını artırmasıyla paralel gelişti. Ayrıca, İsrail istihbarat servisi Mossad'ın, Venezuela'daki muhalif gruplara verdiği iddia edilen destek, ABD'nin ülkedeki rejim değişikliği planlarıyla örtüşüyor. Bu durum, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın derinleştiğini gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Etkiler
ABD'nin Donroe Doktrini, sadece İsrail'i değil, aynı zamanda küresel güç dengelerini de etkiliyor. Rusya ve Çin, ABD'nin Latin Amerika'daki müdahalelerini kınayarak, Venezuela ve Küba'ya destek veriyor. Bu durum, yeni bir soğuk savaş dinamikleri yaratıyor. İsrail ise bu kutuplaşmadan faydalanarak, hem ABD hem de Latin Amerika'daki sağcı hükümetlerle ilişkilerini pekiştiriyor.
Orta Doğu'da ise İsrail, ABD'nin Latin Amerika'ya odaklanmasını fırsat bilerek, 2025'in ilk aylarında Batı Şeria'daki yerleşim yerlerini genişletme kararı aldı. Ayrıca, İran'a yönelik olası bir askeri operasyon için ABD'den yeşil ışık beklediği iddia ediliyor. Uzmanlar, ABD'nin iki cephede birden savaşamayacağını, bu nedenle İsrail'in kendi güvenliğini sağlamak için daha agresif davranabileceğini öngörüyor.
Türkiye ve Bölge Ülkeleri Açısından Sonuçları
Türkiye, ABD'nin Donroe Doktrini'ni endişeyle izliyor. Türkiye, Latin Amerika'da artan ABD müdahalesinin, kendi bölgesel çıkarlarına zarar verebileceğini düşünüyor. Özellikle Venezuela ile olan ticari ilişkileri ve Küba'ya yönelik desteği, ABD'nin yaptırımlarıyla sekteye uğrayabilir. Ayrıca, İsrail'in ABD'nin Latin Amerika'daki meşguliyetinden faydalanarak Doğu Akdeniz'de daha cesur adımlar atması, Türkiye'nin enerji ve güvenlik politikalarını olumsuz etkileyebilir.
İran ise ABD'nin Latin Amerika'da artan varlığından rahatsız. İran, Venezuela ve Nikaragua ile olan bağlarını korumakta zorlanıyor. Bu durum, İsrail'in İran'a yönelik baskısını artırmasına neden oluyor. Rusya ise ABD'nin arka bahçesinde attığı adımları provokasyon olarak nitelendiriyor ve karşı hamleler hazırlığında.
Sonuç: Yeni Bir Dönem mi?
ABD'nin Donroe Doktrini, İsrail'e nefes aldırırken, küresel dengeleri yeniden şekillendiriyor. Latin Amerika'da artan istikrarsızlık, Orta Doğu'da İsrail'in elini güçlendiriyor. Ancak bu durum, uzun vadede ABD'nin iki cephede birden yıpranmasına yol açabilir. İsrail, kısa vadede kazançlı görünse de, Latin Amerika'daki gelişmelerin kontrolsüzleşmesi ve Rusya-Çin ittifakının güçlenmesi, İsrail'in güvenliğini tehdit edebilir.
Türkiye gibi bölge ülkeleri için ise denklem daha karmaşık. ABD'nin Latin Amerika'ya odaklanması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de ve Kafkasya'da daha fazla sorumluluk almasını gerektirebilir. Önümüzdeki aylarda, ABD'nin Venezuela'ya yönelik olası bir askeri müdahalesi ve İsrail'in İran'a yönelik tutumu, bu doktrinin gerçek etkilerini gösterecek. Dünya, yeni bir güç mücadelesine tanık olurken, İsrail'in bu süreçten ne kadar kazançlı çıkacağı belirsizliğini koruyor.