Türkiye'de 1 Kasım 2025 tarihinde yürürlüğe girecek olan 15 yaş altı bireylere yönelik sosyal medya kısıtlaması öncesinde, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (EDAM) tarafından hazırlanan rapor kamuoyuyla paylaşıldı. Rapor, yalnızca yaş sınırı getirilmesinin çocukları dijital risklerden korumada yetersiz kalacağını, bağımlılık yaratan tasarım özelliklerinin engellenmesi ve zararlı içeriklerin sınırlandırılması gibi ek önlemlerin de hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor. EDAM'ın çalışması, yasağın uygulanmaya başlamasına günler kala politika yapıcılara ve platformlara önemli sorumluluklar yüklüyor.
EDAM Raporu: Yasal Düzenleme Tek Başına Yeterli Değil
EDAM tarafından yayımlanan raporda, 15 yaş altı kullanıcıların sosyal medya platformlarına erişiminin kısıtlanmasının önemli bir adım olduğu ancak sorunu tek başına çözmeyeceği ifade ediliyor. Rapora göre, çocukların dijital ortamda karşılaştığı riskler yalnızca erişim engeliyle sınırlı değil. Bağımlılık yapan algoritmalar, sonsuz kaydırma özelliği, bildirimler ve oyunlaştırma unsurları gibi tasarım tercihleri, genç kullanıcıların zihinsel sağlığını ve gelişimini olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle, yasal yaş sınırının yanı sıra platformların tasarım sorumluluğu da tartışılmalı.
Rapor, zararlı içeriklerin (şiddet, nefret söylemi, intihar ve kendine zarar verme temaları) 15 yaş altı kullanıcılara ulaşmasının engellenmesi için içerik moderasyonu ve yaş doğrulama sistemlerinin güçlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Ayrıca, ebeveynlerin ve eğitimcilerin dijital okuryazarlık konusunda desteklenmesi, çocukların bilinçli teknoloji kullanımını teşvik edecek okul içi programların yaygınlaştırılması öneriliyor.
EDAM uzmanları, sosyal medya şirketlerinin kâr odaklı algoritmalarının çocuklar üzerindeki etkilerini göz ardı etmemesi gerektiğini vurguluyor. Raporda, "Bağımlılık yapan tasarımlar, genç beyinlerin ödül mekanizmalarını hedef alarak ekran süresini artırıyor ve bu durum uyku bozuklukları, dikkat dağınıklığı ve sosyal izolasyona yol açabiliyor" ifadelerine yer veriliyor. Bu tespit, yasağın ötesinde düzenleyici otoritelerin platformlara yönelik yeni yükümlülükler getirmesi gerektiğini gösteriyor.
Yasak Sonrası Yeni Önlem Çağrıları ve Beklentiler
1 Kasım'da başlayacak uygulama ile 15 yaş altındaki kullanıcıların mevcut sosyal medya hesapları askıya alınacak veya kısıtlanacak. Ancak EDAM raporu, bu tür bir yasağın tek başına etkili olmayacağını, çünkü çocukların farklı yollarla (VPN, sahte yaş beyanı, ebeveyn hesaplarını kullanma) erişim sağlayabileceğini hatırlatıyor. Bu nedenle, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve yaş doğrulama teknolojilerinin daha güvenilir hale getirilmesi gerekiyor.
Raporda ayrıca, sosyal medya platformlarının çocuklar için özel olarak tasarlanmış güvenli modlar sunması, varsayılan olarak mahremiyet ayarlarının en yüksek seviyede olması ve reklam algoritmalarının çocukları hedeflememesi gibi öneriler sıralanıyor. EDAM, politika yapıcılara çağrıda bulunarak, yasağın uygulanmasının ardından etkilerinin bağımsız araştırmalarla izlenmesi ve gerekirse ek düzenlemelerin yapılması gerektiğini belirtiyor.
Dünya genelinde benzer düzenlemeler incelendiğinde, yaş sınırlamalarının tek başına yeterli olmadığı görülüyor. Örneğin, Avrupa Birliği'nin Dijital Hizmetler Yasası (DSA) kapsamında çocukların korunmasına yönelik daha kapsamlı yükümlülükler getirilirken, ABD'de Çocuk Çevrimiçi Gizlilik Koruma Yasası (COPPA) gibi düzenlemeler bulunuyor. Ancak uzmanlar, mevcut yasaların hızla değişen dijital ekosisteme ayak uydurmakta zorlandığını kabul ediyor. EDAM raporu da bu bağlamda, Türkiye'deki düzenlemenin dinamik bir izleme ve güncelleme mekanizmasıyla desteklenmesi gerektiğini savunuyor.
Öte yandan, sosyal medya şirketlerinin yasağa uyum konusunda nasıl bir yol izleyeceği merak konusu. Bazı platformlar, yaş doğrulama için kimlik belgesi veya yüz tanıma gibi yöntemleri devreye alabilir. Ancak bu tür uygulamaların veri gizliliği endişelerini artırabileceği ve çocukların kişisel verilerinin korunması konusunda yeni tartışmaları beraberinde getirebileceği belirtiliyor. EDAM, bu süreçte çocuk haklarının ve mahremiyetin öncelikli tutulması gerektiğini vurguluyor.
Sonuç olarak, 15 yaş altı sosyal medya yasağı, çocukları dijital risklerden korumak adına atılmış önemli bir adım olsa da EDAM raporu, sorunun çok boyutlu olduğunu ve kapsamlı bir strateji gerektirdiğini gözler önüne seriyor. Yasağın yürürlüğe girmesine günler kala, politika yapıcılar, platformlar ve aileler arasında iş birliği ihtiyacı her zamankinden daha güçlü bir şekilde hissediliyor. Önümüzdeki dönemde, uygulamanın sahada nasıl sonuçlar vereceği ve ek önlemlerin hayata geçip geçmeyeceği, çocukların dijital geleceğini belirleyecek.