Türkiye’de 12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 46 yıl geçti. Kenan Evren liderliğindeki Milli Güvenlik Konseyi, 27 Mayıs 1960 ve 12 Mart 1971 müdahalelerinin ardından 12 Eylül 1980’de yönetime el koydu. Darbe, sol hareketi ezmek ve ülkeyi yeniden şekillendirmek için idamlar, işkenceler ve kitlesel tutuklamalar getirdi. Bugün anma etkinliklerinde bir yandan darbe mağdurları anılırken, diğer yandan cuntanın Suudi Arabistan ve ABD finansmanıyla hayata geçirdiği “yeşil kuşak” projesinin siyasal İslam’ı nasıl iktidara taşıdığı tartışılıyor.
Darbe öncesi ve sonrası: Yeni bir düzen
12 Eylül 1980 sabahı saat 04.00’te radyo ve televizyondan okunan bildiriyle ordunun yönetime el koyduğu duyuruldu. TBMM feshedildi, anayasa askıya alındı, tüm siyasi partiler kapatıldı. 650 bin kişi gözaltına alındı, 230 bin kişi askeri mahkemelerde yargılandı, 7 bin kişi idam cezasına çarptırıldı; 50 kişi idam edildi. İdam edilenler arasında sol görüşlü Erdal Eren, Necdet Adalı, Mustafa Pehlivanoğlu ve sağ görüşlü Fikri Arkan gibi isimler vardı. İşkence ve kötü muamele iddiaları yaygındı; Diyarbakır, Mamak ve Metris cezaevleri akıllarda kaldı. 1982 Anayasası, darbenin hukuki mirası olarak yürürlüğe girdi ve siyasi hayatı askeri vesayet altına aldı.
Yeşil kuşak projesi ve siyasal İslam’ın yükselişi
Cuntanın en kalıcı etkilerinden biri, Soğuk Savaş stratejisi doğrultusunda “yeşil kuşak” politikası oldu. ABD ve Suudi Arabistan’ın finans desteğiyle, Sovyetler Birliği’ne karşı İslami hareketler güçlendirildi. Türkiye’de de solun tasfiyesiyle boşalan alanda İslamcı yapılar desteklendi. 1980’lerde imam hatip okulları ve Kur’an kursları yaygınlaştırıldı; dini cemaatlere alan açıldı. Bu süreç, 1990’larda Refah Partisi’nin yükselişiyle siyasal İslam’ın seçim zaferlerine zemin hazırladı. 28 Şubat 1997’deki postmodern darbe bile bu eğilimi tersine çeviremedi; AK Parti 2002’de iktidara geldi. Bugün hala 12 Eylül’ün oluşturduğu “yeşil kuşak” tabanlı siyasal İslam rejiminin devam ettiği öne sürülüyor.
İdamlar ve insan hakları ihlalleri
Darbe döneminde yaşanan hak ihlalleri hafızalardan silinmedi. Erdal Eren, 17 yaşında idam edildi; asılmasına neden olan suçlama bir polisin ölümüydü. Necdet Adalı, 19 yaşında idam edildi. İşkence gören binlerce kişi hala adalet arıyor. 2014’te başlatılan ve 2020’de sonuçlanan 12 Eylül davasında Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya mahkûm edildi ancak cezalar yaşlılık nedeniyle infaz edilmedi. Darbecilerin yargılanması sembolik kaldı. Mağdurlar, devletin resmi özür dilemesini ve tazminatları bekliyor.
Siyasal İslam ve toplumsal dönüşüm
12 Eylül’ün en büyük ironisi, solun ezilmesiyle İslamcı hareketin önünün açılması oldu. Cunta, milli birlik adına dini birleştirici bir unsur olarak kullandı. Zorunlu din dersleri getirildi, Diyanet İşleri Başkanlığı güçlendirildi. 1980’lerde başlayan bu dönüşüm, 2000’lerde muhafazakâr-demokrat kimliğiyle iktidara gelen kadroları besledi. Bugün eğitimden yargıya, medyadan ekonomiye kadar birçok alanda siyasal İslam’ın etkisi hissediliyor. Laiklik tartışmaları yeniden alevlenirken, 12 Eylül’ün gölgesi hala Türkiye siyasetinde belirleyici.
46. yıldönümünde ne değişti?
Yıllar geçmesine rağmen darbe dönemi hesaplaşması tamamlanmadı. Anayasa’nın darbeci maddeleri hala yürürlükte. 12 Eylül’ü lanetleyen söylemler güçlense de, cuntanın kurduğu düzenin temel taşları ayakta. Bugün anma törenlerinde bir yandan idam edilenler ve işkence görenler için adalet istenirken, diğer yandan yeşil kuşak projesinin yarattığı siyasal İslam’ın Türkiye’yi nasıl dönüştürdüğü konuşuluyor. 46 yıl sonra 12 Eylül, sadece bir askeri müdahale değil, aynı zamanda siyasal İslam’ın kilometre taşı olarak anılıyor.