Geçtiğimiz yıldan bu yana üstüne basa basa anlatmaya çalıştığım bir nokta var: Toplumun vicdanı ve medyanın sorumluluğu arasındaki denge giderek daha fazla göz ardı ediliyor. Bugün geldiğimiz noktada, "yüz bulamayan arsız" ifadesiyle özetlenen bir durum, sadece bir kişinin ya da kurumun değil, aslında tüm toplumun karşı karşıya olduğu bir ahlaki çöküntüyü işaret ediyor. Bu ifade, kamuoyunda geniş yankı uyandıran bir olayın ardından gündeme oturdu ve sosyal medyada kısa sürede trend listelerine girdi. Peki, bu ifade neden bu kadar dikkat çekti? Hangi olay üzerinden ortaya çıktı ve aslında neyi anlatıyor?
Olayın Arka Planı: Nedir Bu "Arsızlık"?
Söz konusu ifade, özellikle son günlerde bir kamu görevlisinin, bir iş insanının ya da belki de bir medya mensubunun — tam olarak netlik kazanmayan bir aktörün — sergilediği davranışlar üzerinden tartışılmaya başlandı. Kaynaklar, geçtiğimiz yıl yaşanan benzer bir olayı hatırlatarak, bu tür davranışların artık istisna olmaktan çıktığını ve sıradanlaştığını vurguluyor. Özellikle kamuoyunda yolsuzluk, kayırmacılık veya ahlaki zafiyet olarak algılanan olayların ardından, faillerin hiçbir utanç duymadan, hiçbir özür dilemeden, hatta meydan okuyarak hareket etmeleri, "yüz bulamayan arsız" tanımını akıllara getiriyor.
Bir yıl önce başlayan bir dizi gelişme, bu ifadenin doğuşuna zemin hazırladı. O dönemde, toplumun farklı kesimlerinden gelen eleştirilere rağmen, ilgili kişi veya kişilerin tutumları değişmedi. Aksine, eleştiriler karşısında daha da pervasızlaştılar. Bu durum, sadece bir bireyin karakter sorunu olmaktan çıkıp, sistemik bir hal aldı. İşte bu noktada, ifade edilmek istenen, bireysel bir arsızlıktan çok, toplumsal bir duyarsızlık ve hesap verebilirlik kültürünün yokluğudur.
Medyanın Rolü ve Toplumsal Algı
Bu tür olayların medyada yer alış biçimi de ayrı bir tartışma konusu. Medya, bazen olayı sıradanlaştırarak, bazen de sansasyonel hale getirerek toplumun algısını şekillendiriyor. "Yüz bulamayan arsız" ifadesi, bir köşe yazarının kaleminden çıkmış gibi görünse de, aslında geniş bir toplumsal kesimin hislerine tercüman oluyor. İnsanlar, bir türlü hesap veremeyen, yaptıklarının yanına kar kalan, hatta ödüllendirilen isimleri gördükçe adalete olan inançları sarsılıyor.
Son yıllarda yapılan kamuoyu araştırmaları, toplumun büyük bir bölümünün medyaya olan güveninin giderek azaldığını gösteriyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri, medyanın bu tür olaylarda tarafsız ve sorgulayıcı bir rol üstlenmek yerine, iktidar sahiplerinin yanında yer alması ya da sansasyon peşinde koşması. Bu durum, toplumun üzerine gitmediği, yüzleşmediği her sorunun daha da derinleşmesine yol açıyor. Dolayısıyla "arsız" davranışlar, medyanın da pasif kalması sayesinde cesaret buluyor.
Hukuk ve Adalet Arayışı
Bu tür olayların çözümü elbette hukuk yoluyla olmalı. Ancak bağımsız ve tarafsız bir yargı sistemi olmadan adalet arayışı sonuçsuz kalıyor. Daha önceki benzer vakalarda görüldüğü gibi, süreçler genellikle uzuyor, deliller karartılıyor veya failler yargı karşısına çıkmaktan kurtuluyor. Bu da toplumda "güçlü olan kazanır" algısını pekiştiriyor. "Yüz bulamayan arsız" ifadesi, tam da bu adaletsizlik duygusunun bir ürünü olarak ortaya çıkıyor.
Hukuki süreçlerin yanı sıra, toplumsal vicdanın da harekete geçmesi gerekiyor. Sivil toplum örgütleri, meslek birlikleri ve sendikalar bu tür olaylarda daha güçlü bir duruş sergilemeli. Toplum, artık bu tür davranışları normalleştirmemeli, görmezden gelmemeli. Geçmişte, benzer skandalların ardından büyük protestolar gerçekleşmişti. Ancak bu kez, toplumun oldukça sessiz kaldığı gözlemleniyor. Bu sessizlik, arsızların daha da cesaretlenmesine neden oluyor.
Sonuç: Bir Değerlendirme
Kısacası, "yüz bulamayan arsız" ifadesi, bir kişinin hikayesinden çok, bir toplumun kendine yönelttiği bir ayna olarak değerlendirilmelidir. Bu ifade, sadece bir şikayet değil, aynı zamanda bir uyarıdır. Eğer bizler, bu tür davranışları; medya, hukuk ve toplumsal baskı mekanizmalarıyla etkisiz hale getiremezsek, yarın karşımıza çok daha büyük sorunlarla çıkabilir. Bu nedenle, herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekiyor. Artık "yüz bulamayan" değil, "yüz karası" olarak anılacak bir toplum olmamak için geç kalmadan harekete geçmeliyiz. Bu bir özeleştiri ve gelecek adına bir çağrıdır.