Yunus Emre Vakfı’na yönelik yolsuzluk soruşturmasında bir yıldır tutuklu bulunan eski Vakıf Başkanı Prof. Dr. Ş., mahkeme tarafından tahliye edildi. Kamuoyunda “yüz milyonluk yolsuzluk” olarak bilinen davada verilen tahliye kararı, adalet duygusunu zedelerken, soruşturmanın akıbeti konusunda soru işaretleri doğurdu.
Tahliye kararının gerekçesi ne?
İstanbul Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği, eski Vakıf Başkanı Prof. Dr. Ş. hakkında “tutuklulukta geçen süre, delillerin büyük ölçüde toplanmış olması ve kaçma şüphesinin ortadan kalkması” gerekçesiyle tahliye kararı verdi. Kararda, şüphelinin adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına, yurt dışına çıkış yasağı konulmasına ve haftada bir imza atmasına hükmedildi. Ancak kamuoyunda, bu kadar büyük bir meblağın söz konusu olduğu bir davada tahliyenin erken olduğu yönünde eleştiriler yükseliyor.
Soruşturmanın boyutları
Yunus Emre Vakfı, Türkiye’nin yurt dışında tanıtımı için kültürel faaliyetler yürüten önemli bir kurum. Soruşturma kapsamında, vakfın hesaplarında usulsüzlük yapıldığı, ihale süreçlerinde yolsuzluk olduğu ve kamunun en az 100 milyon TL zarara uğratıldığı iddia ediliyor. Eski başkan Prof. Dr. Ş.’nin yanı sıra çok sayıda vakıf çalışanı ve yöneticisi de ifade verdi. Deliller arasında sahte faturalar, usulsüz ödemeler ve hayali personel çalıştırma gibi bulguların yer aldığı belirtiliyor.
Hakimliğin tahliye kararı, özellikle siyasi çevrelerde farklı yorumlanıyor. Kimileri kararı “emniyet supabı” olarak değerlendirirken, kimileri de “takipten vazgeçme” sinyali olarak yorumluyor. Daha önce benzer büyük yolsuzluk davalarında tahliyelerin soruşturmanın seyrini etkilediği örnekler hatırlatılıyor.
Adli süreç devam ediyor
Tahliyeye rağmen soruşturma devam ediyor. Savcılık, toplanan deliller doğrultusunda iddianame hazırlanması için çalışmalarını sürdürüyor. Eski başkanın avukatları ise müvekkillerinin adil yargılanma hakkına vurgu yaparak, “henüz mahkumiyet bulunmaması nedeniyle tahliyenin doğal olduğunu” savunuyor.
Öte yandan, kamuoyunda oluşan “büyük balık kaçıyor” algısı, adalet sistemine olan güveni sarsıyor. Sivil toplum örgütleri ve bazı siyasi partiler, karara tepki göstererek sürecin şeffaf yürütülmesini talep etti.
Bağımsız bir değerlendirme yapacak olursak: Türkiye’deki büyük yolsuzluk davalarında sıklıkla görülen “tutuklama-tahliye” döngüsü, hukuki sürecin etkin işlemesini engellemektedir. Bu dava da kamu vicdanında adalet duygusunu rahatsız eden bir örnek olarak kaydedilmektedir. Soruşturmanın selameti için tahliye kararlarının çok daha dar kapsamlı ve gerekçeli olması gerektiği açıktır.