Deprem bilimci Prof. Dr. Osman Bektaş, Yunanistan'da son dönemde art arda kaydedilen sismik hareketliliğin İstanbul ve çevresi için bir tehdit oluşturup oluşturmadığına ilişkin açıklamalarda bulundu. Ege Denizi ve Yunanistan ana karasında meydana gelen depremlerin, Türkiye'nin batı kıyıları ve Marmara Bölgesi'ndeki fay hatlarını nasıl etkileyebileceği sorusu, özellikle İstanbul'da yaşayan milyonlarca kişi tarafından yakından takip ediliyor. Bektaş, konuya ilişkin değerlendirmesinde, depremlerin birbirini tetikleme potansiyeline dikkat çekti.
Yunanistan'daki Deprem Aktivitesi ve Bölgesel Etkileri
Yunanistan, dünyanın en aktif deprem kuşaklarından biri üzerinde yer alıyor. Ege Denizi'ndeki levha hareketleri, sık sık küçük ve orta büyüklükte depremler üretiyor. Son haftalarda Yunanistan'ın çeşitli bölgelerinde meydana gelen depremler, bölgedeki sismik enerjinin arttığına işaret ediyor. Prof. Dr. Osman Bektaş, bu hareketliliğin tek başına İstanbul'da büyük bir depremi tetikleyeceğini söylemenin doğru olmadığını, ancak stres transferi mekanizmalarının göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.
Bektaş'a göre, Ege Denizi'ndeki depremler, Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın batı uzantısı olan Marmara segmentini doğrudan etkilemez. Ancak, geniş ölçekli levha hareketleri nedeniyle dolaylı etkiler mümkün olabilir. Özellikle 2020'de Samos açıklarında meydana gelen 6.9 büyüklüğündeki deprem ve sonrasındaki artçı sarsıntılar, bölgedeki fay sistemlerinin ne kadar iç içe olduğunu gösterdi. Bektaş, "Yunanistan'daki her deprem İstanbul'u vuracak diye bir kural yok. Ancak Ege'de biriken enerji, zaman zaman Marmara'daki faylara stres transfer edebilir. Bu nedenle sürekli izleme ve bilimsel değerlendirme şart" ifadelerini kullandı.
Marmara Fay Hattı ve İstanbul'un Deprem Riski
İstanbul, Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın Marmara Denizi altından geçen kollarına yakın konumu nedeniyle yüksek deprem riski taşıyan bir metropol. Uzmanlar, Marmara'da 7.0 ve üzeri büyüklükte bir depremin her an olabileceğini, bunun için hazırlıklı olunması gerektiğini sık sık dile getiriyor. Prof. Dr. Osman Bektaş da bu görüşü destekliyor ve Yunanistan depremlerinin bir işaret olup olmadığını anlamak için daha fazla veriye ihtiyaç olduğunu belirtiyor.
Bektaş, "Yunanistan'da olan depremler, Marmara'daki fayların kilitli olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Marmara'daki faylar kırılmak için yeterli enerji biriktirdi. Bu enerjinin ne zaman boşalacağını kesin olarak bilemiyoruz. Ancak Yunanistan'daki hareketlilik, bölgesel tektonik rejimin aktif olduğunu gösteriyor. Bu da İstanbul için riskin sürdüğünü hatırlatıyor" dedi.
Bilimsel Belirsizlikler ve Hazırlık Çağrısı
Deprem tahmini konusunda bilim dünyasında fikir birliği bulunmuyor. Bazı uzmanlar, küçük depremlerin büyük bir depremi engelleyebileceğini savunurken, diğerleri stres transferi yoluyla tetikleyici olabileceğini öne sürüyor. Prof. Dr. Osman Bektaş, bu belirsizliğe rağmen İstanbul'un depreme hazırlık konusunda hala yeterli seviyede olmadığını vurguluyor. Kentsel dönüşüm projelerinin hızlandırılması, yapı stokunun güçlendirilmesi ve toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini söylüyor.
Bektaş, "Yunanistan'daki depremleri konuşurken asıl konuşmamız gereken, İstanbul'daki binaların depreme dayanıklılığı. 1999 depreminden bu yana yönetmelikler değişti, ancak eski yapılar hala risk taşıyor. Depremi engelleyemeyiz ama zararlarını azaltabiliriz" diye konuştu.
Sonuç ve Değerlendirme
Yunanistan'da meydana gelen depremler, doğrudan İstanbul'u tehdit eden bir faktör olarak görülmemeli. Ancak Ege ve Marmara'daki fay sistemlerinin etkileşim halinde olduğu gerçeği, bilimsel takibi zorunlu kılıyor. Prof. Dr. Osman Bektaş'ın açıklamaları, panik yaratmak yerine bilimsel verilere dayalı hazırlığın önemini ortaya koyuyor. İstanbul için asıl tehdit, kentin kendi yapı stoku ve deprem bilincinin yetersizliği. Yunanistan depremleri, bu gerçeği bir kez daha hatırlatıyor.