Marmara Denizi'nde son günlerde art arda kaydedilen depremler, bölgede yeniden hareketlilik yaşandığını gösteriyor. Prof. Dr. Osman Bektaş, Çınarcık ve Adalar faylarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, 2016 Yalova depreminin ardından bölgedeki sismik aktivitenin farklı bir seyir izlediğini belirtti. Alman araştırma ekibinin Esenköy'de gerçekleştirdiği sondaj ölçümlerinde, deprem sonrası değil, depremle eş zamanlı olarak fay hareketliliğinin tespit edildiği ifade edildi. Bu veriler, Marmara fay hattındaki gerilimin boyutunu gözler önüne seriyor.
Çınarcık ve Adalar fayları mercek altında
Prof. Dr. Osman Bektaş, Marmara Denizi'nin güneyinde yer alan Çınarcık fayı ile Adalar fayının son dönemde daha sık deprem ürettiğine dikkat çekti. Bektaş, bu fayların birbirini tetikleyip tetiklemeyeceği sorusunun henüz netlik kazanmadığını ancak verilerin dikkatle izlenmesi gerektiğini vurguladı. Özellikle Çınarcık fayının Yalova kıyılarına yakınlığı, olası bir büyük depremde yaratacağı etki açısından kritik görülüyor.
2016 yılında Yalova'da meydana gelen 5.0 büyüklüğündeki deprem, bölgede hissedilen sarsıntının ötesinde, fay hatlarındaki enerji birikimini gözler önüne sermişti. Alman araştırma ekibinin Esenköy'de yaptığı sondaj çalışmaları, deprem sonrası dönemde fayın sürekli hareket halinde olduğunu ortaya koydu. Bektaş, "Sondaj verileri, deprem olduktan sonra değil, depremle aynı anda fayın hareket ettiğini gösteriyor. Bu, fayın aktif olduğunun ve stres biriktirdiğinin kanıtı" ifadelerini kullandı.
Marmara'da deprem riski ve alınması gereken önlemler
Marmara Denizi çevresinde 7 milyondan fazla insanın yaşadığı düşünüldüğünde, fay hareketliliğinin önemi daha da artıyor. Uzmanlar, özellikle İstanbul ve Yalova gibi kentlerde zemin yapısının deprem dalgalarını büyütebileceğine işaret ediyor. Prof. Dr. Osman Bektaş, son günlerdeki depremlerin küçük ölçekli olduğunu ve paniğe yol açmaması gerektiğini belirtse de, hazırlık çalışmalarının hızlandırılması gerektiğini söyledi.
Bektaş, "Marmara'da her an büyük bir deprem olabilir. Ancak bu, kesin bir tarih vermek anlamına gelmiyor. Bilimsel veriler ışığında risk yönetimi yapılmalı" dedi. Alman ekibin sondaj ölçümleri, fayın yapısını anlamak için önemli ipuçları sunuyor. Esenköy'deki çalışmalar, deprem sırasında fayın nasıl davrandığını kaydetmesi açısından ilk kez bu kadar detaylı veri sağladı.
Yalova depreminin üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen, bölgede deprem bilinci ve yapı stokunun iyileştirilmesi konusunda istenen seviyeye ulaşılamadığı eleştirileri sık sık dile getiriliyor. Son hareketlilik, bu tartışmaları yeniden alevlendirdi. Prof. Dr. Bektaş, yerel yönetimlerin ve merkezi hükümetin deprem master planını gözden geçirmesi gerektiğini vurguladı.
Bilimsel veriler ne söylüyor?
Marmara Denizi'nde son bir haftada irili ufaklı çok sayıda deprem kaydedildi. Kandilli Rasathanesi ve AFAD verilerine göre, bu depremlerin büyüklükleri genellikle 1.5 ile 3.0 arasında değişiyor. Uzmanlar, bu tür mikro depremlerin fayın sürekli hareket halinde olduğunu göstermesi açısından önemli olduğunu belirtiyor. Ancak asıl endişe, bu küçük depremlerin daha büyük bir kırılmanın habercisi olup olmadığı.
Alman araştırma ekibinin Esenköy'de yaptığı sondaj çalışmaları, fayın 2016 depremi sırasında ve sonrasında nasıl davrandığını kayıt altına aldı. Elde edilen veriler, deprem anında fayın hareket ettiğini ancak sonrasında bir süre daha enerji boşalımı yaşandığını gösteriyor. Bu bulgular, deprem sonrası artçı sarsıntıların neden bu kadar uzun sürebildiğini de açıklıyor.
Prof. Dr. Osman Bektaş, "Esenköy'deki sondaj verileri, fayın deprem anında hareket ettiğini ve bu hareketin deprem sonrası da devam ettiğini ortaya koyuyor. Bu, fayın ne kadar dinamik olduğunun göstergesi" şeklinde konuştu. Bektaş, ayrıca Marmara Denizi'ndeki fay hatlarının birbirine bağlı olduğunu ve birindeki hareketin diğerini etkileyebileceğini sözlerine ekledi.
Uzmanlar, Marmara'da büyük bir deprem beklentisinin bilimsel olarak kabul gördüğünü ancak zamanlamanın belirsiz olduğunu hatırlatıyor. Bu nedenle, deprem hazırlıklarının sürekli güncel tutulması ve halkın bilinçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Son gelişmeler, bu konuda atılacak adımların ne kadar acil olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.