83. Venedik Film Festivali'nde ana seçkinin en çarpıcı yapımlarından biri olan “Dau”, Rus asıllı yönetmen İlya Khrzhanovsky'nin (1975) yirmi yıldan bu yana üzerinde çalıştığı devasa projenin son noktası olarak sinemaseverlerin karşısına çıktı. Film, Sovyet fizikçi Lev Landau'nun hayatından yola çıkarak totaliter bir enstitüde geçen alternatif bir gerçeklik inşa ediyor. Khrzhanovsky'nin projesi yalnızca bir film değil; sinema, tiyatro, enstalasyon ve dijital medyayı kapsayan çok katmanlı bir deneyim olarak tanımlanıyor.
Gerçeklik ve Kurgu Arasında Bir Deneyim
Khrzhanovsky, “Dau” için 2009-2011 yılları arasında Ukrayna'nın Harkiv kentinde dev bir set kurdu. Burada yüzlerce oyuncu ve figüran, 1930'ların Sovyetler Birliği'ni yeniden canlandıran bir ortamda yaşadı. Proje kapsamında çekilen görüntüler, yıllar süren kurgu sürecinin ardından çeşitli formatlarda izleyiciye sunuldu. Venedik'te gösterilen versiyon, bu devasa arşivin sinematik bir özeti niteliğinde. Film, izleyiciyi bir bilim insanının iç dünyasına çekerken, aynı zamanda baskıcı bir sistemin birey üzerindeki etkisini sorguluyor.
Yapımın en dikkat çekici yanı, sınırları belirsizleştiren anlatım tekniği. Khrzhanovsky, oyuncuların doğaçlama performanslarını ve gerçek mekân kullanımını birleştirerek, seyirciye “bu bir belgesel mi, yoksa kurmaca mı?” sorusunu sürekli sorduruyor. Bu yaklaşım, filmi geleneksel biyografik dram kalıplarının dışına taşıyor.
Venedik'te Yankılanan Tartışmalar
Gösterim sonrası basın toplantısında konuşan Khrzhanovsky, projenin otoriter rejimlerin birey üzerindeki etkisini anlamak için bir laboratuvar işlevi gördüğünü belirtti. Yönetmen, “Dau”nun sadece bir film değil, aynı zamanda bir hafıza çalışması olduğunu vurguladı. Festival kapsamında düzenlenen panelde, yapımın etik boyutları da tartışıldı. Oyuncuların yıllar süren çekimler boyunca maruz kaldığı koşullar, sinemada gerçeklik arayışının sınırlarını sorgulattı.
Eleştirmenler, filmin görsel dili ve ses tasarımını övgüyle karşıladı. Bazı yorumcular ise projenin aşırı iddialı kapsamının anlatıyı dağıttığını savundu. Ancak ortak kanı, “Dau”nun sinema tarihinde benzeri olmayan bir girişim olduğu yönünde. Venedik'teki gösterim, projenin yalnızca sanatsal değil, aynı zamanda politik bir mesele olarak da ele alınmasını sağladı.
Projenin Arka Planı ve Küresel Bağlamı
İlya Khrzhanovsky, 2005'te “4” adlı ilk uzun metraj filmiyle tanınmıştı. “Dau” fikri ise 2006'da şekillenmeye başladı. Başlangıçta bir sinema filmi olarak planlanan proje, zamanla çok disiplinli bir sanat olayına dönüştü. 2019'da Paris'te açılan “Dau” enstalasyonu, şehirde büyük yankı uyandırmıştı. Proje kapsamında yüz binlerce saatlik görüntü kaydedildi; bu görüntülerin bir kısmı 2020'de dijital platformlarda erişime açıldı.
Venedik Film Festivali, tarihsel olarak politik ve deneysel sinemaya ev sahipliği yapmasıyla bilinir. 83. edisyonunda da “Dau” gibi sıra dışı yapımlara yer verilmesi, festivalin sanatsal risk alma geleneğini sürdürdüğünü gösteriyor. Bu yılki seçkide ayrıca iklim krizi, göç ve kimlik temalarını işleyen filmler de öne çıktı.
“Dau”, sinemanın geleceği açısından önemli bir tartışma başlatıyor: Bir film, gerçekliği yeniden inşa ederken nerede durmalı? Khrzhanovsky'nin cevabı net: Sınırların ötesinde. Proje, izleyiciyi pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp aktif bir katılımcıya dönüştürmeyi hedefliyor. Venedik'teki gösterim, bu hedefin ne kadar gerçekleştiğini sorgulamak için bir fırsat sundu. Sonuç ne olursa olsun, “Dau” sinema sanatının sınırlarını zorlayan bir kilometre taşı olarak kayda geçti.