Ortadoğu uzmanı Prof. Vali Nasr, 7 Ekim saldırılarının yıldönümünde Cumhuriyet gazetesine verdiği mülakatta, İsrail'in Gazze, Lübnan ve İran üzerinden yürüttüğü politikaların Ortadoğu'da yeni bir denge yarattığını söyledi. Nasr, Türkiye'de tartışılan "Lübnanlaştırma" kavramını da değerlendirerek, güçlü devletlerde dahi bu yöndeki kaygıların bölgedeki derin güvenlik endişesini gösterdiğini vurguladı.
İsrail'in Bölgesel Stratejisi ve Yeni Denge Arayışları
Prof. Vali Nasr, İsrail'in son bir yıl içinde Gazze'ye yönelik askeri operasyonları, Lübnan'daki Hizbullah hedeflerine düzenlenen saldırılar ve İran'a karşı izlediği sert politikaların bölgesel güç dengelerini köklü biçimde değiştirdiğini ifade etti. Nasr'a göre İsrail, kendisini çevreleyen tehdit algılarını bertaraf etmek için çok cepheli bir strateji izliyor ve bu strateji, bölgedeki aktörlerin ittifak tercihlerini yeniden şekillendiriyor.
"İsrail, Gazze'de Hamas'ı etkisiz hale getirmeyi, Lübnan'da Hizbullah'ın askeri kapasitesini zayıflatmayı ve İran'ın nükleer programını sabote etmeyi hedefliyor. Bu üç cepheli yaklaşım, Ortadoğu'da yeni bir güvenlik mimarisi doğurdu" diyen Nasr, özellikle İran'ın bölgesel müttefikleri üzerindeki etkisinin azaldığını ve bunun da yeni ittifak arayışlarını beraberinde getirdiğini belirtti.
Nasr, İsrail'in bu politikalarının yalnızca askeri değil, aynı zamanda diplomatik ve ekonomik boyutları olduğunu da sözlerine ekledi. Bazı Arap ülkeleriyle yürütülen normalleşme süreçlerinin İsrail'in bölgesel konumunu güçlendirdiğini, ancak Filistin meselesinin hâlâ çözülmemiş olmasının bu süreçleri kırılgan kıldığını ifade etti.
"Lübnanlaştırma" Kaygısı: Türkiye'deki Tartışmalar
Türkiye'de son dönemde sıkça dile getirilen "Lübnanlaştırma" kavramı, Prof. Vali Nasr'ın da dikkatini çekmiş. Nasr, bu kavramın genellikle bir ülkenin iç savaş, siyasi istikrarsızlık ve dış müdahalelerle parçalanması anlamında kullanıldığını hatırlatarak, Türkiye gibi güçlü bir devletin dahi bu tür bir kaygı taşımasının bölgedeki güvenlik endişesinin ne kadar derin olduğunu gösterdiğini söyledi.
"Türkiye, bölgedeki istikrarsızlığın kendisine sıçrama ihtimalinden endişe ediyor. Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen'deki çatışmaların yarattığı kaos ortamı, Türkiye'nin güvenlik algısını doğrudan etkiliyor. 'Lübnanlaştırma' tartışması, aslında bu endişenin bir yansıması" diye konuştu.
Nasr, Türkiye'nin bölgede dengeli bir politika izlemeye çalıştığını, ancak İsrail'in agresif politikalarının ve İran'ın nükleer programına yönelik belirsizliğin Ankara'nın manevra alanını daralttığını belirtti. Türkiye'nin hem Batı ile ilişkilerini korumaya hem de bölgesel aktörlerle diyaloğunu sürdürmeye çalıştığını, bunun da zorlu bir denge gerektirdiğini ifade etti.
Bölgesel Güvenlik Endişeleri ve Gelecek Senaryoları
Prof. Vali Nasr, önümüzdeki dönemde Ortadoğu'da tansiyonun daha da artabileceği uyarısında bulundu. İsrail'in İran'a yönelik olası bir askeri müdahalesinin bölgesel bir savaşa yol açabileceğini, bunun da küresel enerji piyasalarını ve ekonomiyi olumsuz etkileyeceğini söyledi. Nasr, "İran'ın nükleer programı konusunda diplomatik bir çözüm bulunamazsa, askeri bir çatışma kaçınılmaz hale gelebilir. Bu da yalnızca Ortadoğu'yu değil, tüm dünyayı etkiler" dedi.
Ayrıca, Rusya'nın Suriye'deki varlığının ve Çin'in bölgedeki ekonomik yatırımlarının da denklemi karmaşıklaştırdığını vurgulayan Nasr, küresel güçlerin Ortadoğu'daki rekabetinin yeni bir Soğuk Savaş dinamizmi yarattığını belirtti. Türkiye'nin bu rekabette kendi ulusal çıkarlarını koruyarak nasıl konumlanacağının kritik olduğunu ifade etti.
Son olarak, Nasr, 7 Ekim'in yıldönümünde bölgede kalıcı bir barışın ancak Filistin sorununun adil bir çözüme kavuşturulmasıyla mümkün olacağını yineledi. Aksi takdirde, şiddet sarmalının devam edeceğini ve yeni nesillerin de bu çatışma ortamında büyüyeceğini sözlerine ekledi.