1994 yerel seçimlerine sadece birkaç ay kalmıştı. İstanbul Üsküdar'da, Emniyet Mahallesi'ne yakın bir dükkâna misafir olmuştum. O dükkânın sahibi aynı zamanda mahalle başkanıydı. Ben içeride beklerken, başkanın bir hastayı kendi arabasıyla hastaneye yetiştirdiğine şahit oldum. Telefonlar susmuyor, kapıdan giren çıkan eksik olmuyordu. Adeta bir seçim koordinasyon merkezi gibi çalışan bu küçük dükkân, Üsküdar'ın sosyolojik yapısını ve siyasetten beklentilerini anlamak için bir laboratuvar işlevi görüyordu.
Mahalle Başkanının Dükkânı: Siyasetin Mikrokozmosu
O dönemde mahalle başkanları, sadece partinin yerel temsilcisi değil; aynı zamanda mahallenin derdini dinleyen, çözüm arayan, hatta gerektiğinde ambulans görevi üstlenen birer sosyal hizmet sunucusuydu. Üsküdar'da bir mahalle başkanının dükkânı, seçim dönemlerinde bir koordinasyon merkezine dönüşürdü. İnsanlar sadece oy istemek için değil, gerçek sorunlarını paylaşmak için de oraya gelirdi. Bu durum, siyasetin tabanda nasıl algılandığını gösteriyordu: Hizmet, iletişim ve erişilebilirlik.
1994 seçimleri, Türkiye'de yerel yönetimlerin öneminin arttığı bir dönemeçti. Refah Partisi'nin İstanbul ve Ankara'yı kazandığı bu seçimler, aynı zamanda geleneksel mahalle siyasetinin de dönüşümünü simgeliyordu. Üsküdar özelinde ise muhafazakâr seçmen tabanı ile kentsel dönüşümün ilk sinyalleri bir arada okunabilir. Mahalle başkanının dükkânı, bu dönüşümün hem tanığı hem de aktörüydü.
Üsküdar Sosyolojisi: Aidiyet, Hizmet ve Güven
Üsküdar, tarih boyunca İstanbul'un Anadolu yakasının kapısı olmuş, farklı kültürlerin ve sosyal sınıfların iç içe geçtiği bir ilçedir. Bu sosyolojik doku, siyasetten beklentileri de şekillendirir. Üsküdar halkı, siyasetçiden sadece proje değil; aynı zamanda ulaşılabilirlik, samimiyet ve günlük hayatın içinde olma bekler. Mahalle başkanının hastaya araba tahsis etmesi, bu beklentinin somut bir yansımasıdır.
Yapılan araştırmalar, Üsküdar'da seçmen davranışının üç temel eksende şekillendiğini gösteriyor: dindarlık ve muhafazakârlık, kentsel hizmetlerin kalitesi ve hemşehrilik dayanışması. Özellikle 1990'lı yıllarda bu üç faktör, yerel seçim sonuçlarını doğrudan etkiliyordu. Mahalle başkanları, bu üç ekseni de yönetmek zorundaydı; çünkü aynı kişi hem cami cemaatiyle hem esnafla hem de yeni göç etmiş ailelerle muhatap oluyordu.
1994'ten Bugüne Değişen ve Değişmeyen
Aradan geçen otuz yılda Üsküdar'ın demografik yapısı önemli ölçüde değişti. Kentsel dönüşüm projeleri, yeni yerleşim alanları ve üniversite kampüsleri ilçenin çehresini dönüştürdü. Ancak mahalle kültürünün ve yüz yüze iletişimin siyasetteki ağırlığı tamamen kaybolmadı. Bugün de seçim dönemlerinde mahalle kahveleri, esnaf dükkânları ve apartman toplantıları, siyasetçilerin uğrak noktası olmaya devam ediyor.
Ne var ki dijital iletişimin yükselişi, mahalle başkanının dükkânındaki o sıcak temasın yerini kısmen sosyal medya mesajlarına bıraktı. Yine de Üsküdar gibi köklü mahalle kültürüne sahip ilçelerde, seçmen hâlâ kendisine dokunan, derdini dinleyen ve çözüm üreten bir siyaset anlayışı arıyor. 1994'teki o dükkânın havası, bugünün seçim stratejilerine ilham vermeye devam ediyor.
Sonuç: Siyasetin Sokakla Buluşması
Üsküdar sosyolojisi, siyasetten sadece vaat değil; varlık, erişim ve samimiyet istiyor. Mahalle başkanının bir hastayı hastaneye yetiştirmesi, küçük ama anlamlı bir örnektir. Bu tür davranışlar, seçmenin gözünde siyasetçinin güvenilirliğini artırır. Bugünün siyasetçileri için çıkarılacak ders şudur: Anketler ve veri analizleri kadar, bir mahalle başkanının dükkânında geçen bir saat de kıymetlidir. Üsküdar, tarihinden aldığı bu mirası, geleceğin siyasetine taşımaya hazır görünüyor.