ABD'de Donald Trump'ın yeniden başkan seçilmesinin ardından Rusya-Ukrayna savaşındaki dengeler ve Batı'nın savaşa yönelik tutumu yeniden tartışılmaya başlandı. A Haber ekranlarında gazeteci Gaffar Yakınca'nın katılımıyla gerçekleşen programda, Ukrayna krizinin perde arkası ve Batı'nın rolü mercek altına alındı. Yakınca, savaşın "provoke edilmiş bir savaş" olduğunu savunarak çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Trump'ın Seçilmesiyle Yeni Dengeler
Donald Trump'ın 5 Kasım 2024'teki seçim zaferi, ABD'nin Ukrayna politikasında köklü bir değişim sinyali veriyor. Trump, seçim kampanyası boyunca savaşı hızla sonlandıracağı vaadinde bulunmuş ve Ukrayna'ya yapılan askeri yardımları sorgulamıştı. Bu gelişme, Kiev ve Batılı müttefikleri arasında endişe yaratırken, Moskova'da temkinli bir memnuniyetle karşılandı. Uzmanlar, yeni dönemde ABD'nin Ukrayna'ya verdiği desteğin azalabileceğini ve Avrupa'nın daha fazla sorumluluk almak zorunda kalacağını belirtiyor.
A Haber'deki programda konuşan Gaffar Yakınca, savaşın başından itibaren Batı'nın Ukrayna'yı provoke ettiğini ileri sürdü. Yakınca, "Bu savaş provoke edilmiş bir savaştır. Batı, Ukrayna'yı Rusya'ya karşı kışkırtarak bölgede istikrarsızlık yarattı" ifadelerini kullandı. Yakınca'nın bu sözleri, savaşın sorumluluğu konusundaki uluslararası tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Batı'nın Ukrayna Politikası ve Minsk Anlaşmaları
Rusya-Ukrayna savaşının kökenleri, 2014'teki Kırım ilhakı ve Donbas çatışmalarına kadar uzanıyor. 2014-2015 yıllarında imzalanan Minsk Anlaşmaları, bölgede kalıcı bir barış sağlayamadı. Batılı ülkeler, Rusya'yı anlaşmaları ihlal etmekle suçlarken; Moskova, Ukrayna'nın anlaşmalardaki yükümlülüklerini yerine getirmediğini savundu. 24 Şubat 2022'de Rusya'nın geniş çaplı işgaliyle savaş yeni bir boyut kazandı. Batı, Ukrayna'ya askeri ve mali yardımda bulunarak Rusya'ya karşı yaptırımlar uyguladı. Ancak bu politikalar, savaşın uzamasına ve küresel ekonomik krize yol açtı.
Yakınca, programda Batı'nın Ukrayna'ya verdiği desteğin aslında Rusya'yı zayıflatma amacı taşıdığını öne sürdü. "Batı, Ukrayna'yı bir vekalet savaşının parçası haline getirdi. Bu, Ukrayna halkı için büyük bir trajedi" dedi. Bu görüş, bazı uluslararası ilişkiler uzmanları tarafından da dile getiriliyor. Özellikle realist yaklaşımı benimseyen akademisyenler, NATO'nun doğuya genişlemesinin Rusya'yı güvenlik ikilemine ittiğini belirtiyor.
ABD'nin Yeni Tutumu ve Avrupa'nın İkilemi
Trump'ın başkanlığı döneminde ABD'nin Ukrayna'ya askeri yardımı azaltması bekleniyor. Trump, daha önce yaptığı açıklamalarda Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını artırması gerektiğini vurgulamıştı. Bu durum, Avrupa başkentlerinde tedirginlik yaratıyor. Almanya, Fransa ve Polonya gibi ülkeler, Ukrayna'ya desteklerini sürdürme konusunda kararlı görünse de, ABD'nin çekilmesi halinde yükün altından kalkıp kalkamayacakları belirsiz. Öte yandan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Trump'ın seçilmesini fırsat bilerek müzakere masasına dönme sinyalleri veriyor. Ancak Kiev, toprak tavizleri içeren bir anlaşmaya sıcak bakmıyor.
Türkiye, savaşın başından bu yana denge politikası izleyerek hem Ukrayna'ya destek verdi hem de Rusya ile ilişkilerini sürdürdü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sık sık diyalog çağrısı yaparak tarafları müzakereye davet etti. İstanbul'da yapılan tahıl koridoru anlaşması, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü pekiştirdi. Ancak savaşın uzaması, Türkiye'nin enerji ve ticaret dengelerini de etkiliyor.
Savaşın İnsani Boyutu ve Küresel Etkileri
Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük insani krizine yol açtı. Milyonlarca Ukraynalı ülkesini terk etmek zorunda kaldı, binlerce sivil hayatını kaybetti. Birleşmiş Milletler verilerine göre, savaşta en az 10 bin sivil öldü, 20 binden fazla kişi yaralandı. Altyapı tesisleri ağır hasar gördü, ekonomik kayıplar trilyon dolarları buldu. Savaş, küresel gıda ve enerji fiyatlarını da olumsuz etkiledi; özellikle Afrika ve Orta Doğu ülkelerinde gıda güvensizliği arttı. Batı'nın Rusya'ya uyguladığı yaptırımlar, küresel tedarik zincirlerinde kırılmalara neden oldu.
A Haber'deki programda, savaşın provoke edilip edilmediği tartışması, uluslararası ilişkilerdeki farklı ekolleri yansıtıyor. Batılı liberal görüş, Rusya'nın saldırganlığını vurgularken; realist ve eleştirel yaklaşımlar, NATO'nun genişlemesi ve Batı'nın müdahalesinin savaşı tetiklediğini savunuyor. Gaffar Yakınca'nın sözleri, bu ikinci görüşe yakın duruyor. Ancak hangi görüş benimsenirse benimsensin, savaşın sona ermesi için diplomatik çabaların hızlandırılması gerektiği açık. Trump'ın göreve başlamasıyla birlikte yeni bir müzakere süreci başlayabilir. Ancak bu sürecin Ukrayna'nın egemenliği ve toprak bütünlüğü temelinde mi yoksa güç dengeleri doğrultusunda mı şekilleneceği belirsizliğini koruyor.
Sonuç olarak, Rusya-Ukrayna savaşı sadece iki ülke arasında bir çatışma değil; küresel güç mücadelesinin bir yansıması. Batı'nın rolü, savaşın provoke edilip edilmediği tartışmaları, önümüzdeki dönemde daha da yoğunlaşacak gibi görünüyor. Türkiye'nin arabuluculuk çabaları ise bölgesel istikrar için kritik önem taşıyor.