Ege ve Akdeniz'de tansiyon yükseliyor. Yunanistan'ın iki deniz parkı ilan etmesinin ardından Türkiye, misilleme olarak Fethiye ve Gökçeada açıklarında iki deniz parkı ilan etme kararı aldı. Bu hamle, iki ülke arasındaki deniz yetki alanları ve enerji kaynakları konusundaki gerilimi daha da artırdı. Türk yetkililer, kararın uluslararası hukuka uygun olduğunu ve Türkiye'nin kıta sahanlığı haklarının bir parçası olduğunu vurguladı.
Deniz Parkları ve Egemenlik Mücadelesi
Yunanistan'ın geçtiğimiz haftalarda Ege ve Akdeniz'de ilan ettiği deniz parkları, Türkiye'nin tepkisini çekmişti. Ankara, bu parkların Türkiye'nin kıta sahanlığında olduğunu ve Yunanistan'ın tek taraflı adımlarının kabul edilemeyeceğini belirtmişti. Bunun üzerine Türkiye, karşılık olarak kendi deniz parklarını ilan etme kararı aldı. Fethiye ve Gökçeada açıklarındaki bu parklar, hem biyolojik çeşitliliğin korunmasını hem de Türkiye'nin denizlerdeki haklarının tescilini amaçlıyor.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Türkiye, uluslararası hukuktan doğan haklarını sonuna kadar kullanacaktır. Bu deniz parkları, aynı zamanda çevre koruma ve sürdürülebilir balıkçılık açısından da önem taşımaktadır." dedi. Kalın, Yunanistan'ın adımlarının kışkırtıcı olduğunu ve Türkiye'nin bu tür hamlelere kayıtsız kalmayacağını ifade etti.
Uluslararası Boyut ve Enerji Kaynakları
Deniz parklarının ilanı, sadece çevresel bir konu olmaktan öte, Doğu Akdeniz'deki enerji rezervlerinin paylaşımına yönelik mücadelenin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Yunanistan'ın Mısır, İsrail ve Güney Kıbrıs ile yaptığı anlaşmalar, Türkiye'yi uluslararası arenada yalnız bırakmaya çalışıyor. Ancak Ankara, Libya ile imzaladığı deniz yetki alanları mutabakatıyla bu oyuna karşı koyuyor.
Uzmanlar, iki ülke arasındaki bu restleşmenin kısa vadede bir çatışmaya dönüşmeyeceğini, ancak müzakere masasında karşılıklı hamlelerin süreceğini belirtiyor. Ege ve Akdeniz'deki deniz parkları, bölgedeki jeopolitik dengeleri de etkileyebilir. Türkiye'nin bu hamlesi, NATO'nun güney kanadında yeni bir gerilim kaynağı olarak görülüyor.
Türkiye'nin ilan ettiği parkların sınırları henüz netleştirilmedi. Ancak Fethiye Körfezi'nde yer alan Göcek ve çevresinin, Gökçeada'nın ise kuzey Ege'deki stratejik konumuyla öne çıktığı biliniyor. Bölge, hem turizm açısından hem de deniz canlılarının çeşitliliği açısından büyük önem taşıyor.
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Türkiye'nin kararının "provokatif" olduğu belirtilerek, "uluslararası hukuka aykırı" olarak nitelendirildi. Atina, konuyu Avrupa Birliği ve NATO'ya taşıyacağını duyurdu. Türkiye ise bu suçlamaları reddediyor ve kendi kararının tamamen meşru olduğunu savunuyor.
Geçmişte iki ülke arasında Kardak Krizi, S-400 ve sondaj faaliyetleri gibi birçok gerilim yaşanmıştı. Ancak son dönemde yapıcı diyalog çabaları da dikkat çekiyor. 2023 yılında Atina'da düzenlenen Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi toplantısında taraflar, sorunları diyalog yoluyla çözme konusunda istekli olduklarını göstermişti. Ancak deniz parkları kararı, bu yapıcı havayı gölgeleyebilir.
Uzmanlara göre, deniz parkları uluslararası hukukta meşru bir araç olmakla birlikte, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) gibi konularda tarafların anlaşmazlığı sürdüğü sürece bu tür hamleler kriz yaratma potansiyeli taşıyor. Türkiye'nin bu adımı, aynı zamanda iç siyasette de milliyetçi söylemleri güçlendirebilir. Muhalefet partileri, hükümetin bu kararını desteklerken, deniz yetki alanlarının korunması gerektiğini vurguluyor.
Sonuç olarak, Ege ve Akdeniz'deki deniz parkları meselesi, iki ülke arasındaki köklü sorunların yeni bir yansıması. Türkiye'nin kararlı duruşu, bölgedeki güç dengesini etkileyebilir. Önümüzdeki günlerde tarafların atacağı adımlar, bu gerilimde belirleyici olacak gibi görünüyor.