Emekli Tümgeneral Nejat Eslen, Türkiye'nin Ortadoğu politikasına ilişkin sert değerlendirmelerde bulundu. Eslen, 'Ne zaman savaşacağını, ne zaman savaşmayacağını bilen kazanacaktır' sözleriyle, Ankara'nın bölgesel krizlerdeki tutarsız tutumuna işaret etti. Bu açıklamalar, Türk dış politikasının süregelen eksen tartışmalarına yeni bir boyut kazandırdı.
Eslen'in Eleştirileri: Eksen Kayması mı, Stratejik Derinlik mi?
Nejat Eslen, son dönemde Türkiye'nin Ortadoğu'daki angajmanlarının 'yanlış eksen' üzerine inşa edildiğini savundu. Emekli general, özellikle Suriye'nin kuzeyinde oluşturulmaya çalışılan güvenli bölge ve PKK/YPG'ye karşı yürütülen operasyonların, bölgesel güç dengelerini göz ardı ettiğini belirtti. Eslen'e göre, Türkiye'nin müttefikleriyle yaşadığı görüş ayrılıkları ve Rusya-İran iş birliği karşısında izlenen politikalar, uzun vadede Ankara'yı yalnızlaştırma riski taşıyor.
Türkiye'nin askeri kapasitesinin yüksek olduğunu ancak stratejik hedeflerin net olmadığını ifade eden Eslen, 'Bir devlet, savaş stratejisini belirlerken yalnızca anlık tehditlere değil, bölgesel ve küresel güç dinamiklerine göre hareket etmelidir. Aksi halde kazanılan taktiksel başarılar, stratejik yenilgiye dönüşebilir' dedi.
Ortadoğu'da Değişen Dengeler
ABD'nin bölgeden kısmi çekilmesi, Çin'in artan ekonomik nüfuzu ve Rusya'nın askeri varlığını pekiştirmesi, Ortadoğu'da yeni bir güç mücadelesini beraberinde getirdi. Türkiye, bu yeni denklemde NATO üyeliğini ve Batı ittifakını korurken, Rusya ve İran ile pragmatik ilişkiler geliştirmeye çalışıyor. Ancak uzmanlar, bu 'çok yönlü' dış politikanın sürdürülebilir olmadığını, özellikle Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon kaynakları ve Libya dosyasında yaşanan gerilimlerin Ankara'nın elini zayıflattığını vurguluyor.
Eslen'in 'eksen' eleştirisi, aslında Türk dış politikasının son yıllarda yaşadığı kimlik bunalımına işaret ediyor. Batı ile yaşanan güven bunalımı, Arap dünyasıyla normalleşme adımları, İsrail ile yeniden diplomatik ilişki kurulması, Türkiye'nin Ortadoğu'da yeniden konumlanma çabasının göstergeleri. Ancak Eslen'e göre bu konumlanma, ideolojik saplantılardan arındırılmış, rasyonel ve uzun vadeli bir perspektife dayanmalı.
Askeri Strateji ve Savaş Kararı
Eslen'in vurguladığı 'ne zaman savaşacağını bilmek', Türk Silahlı Kuvvetleri'nin son yıllarda karşı karşıya kaldığı sınır ötesi operasyonları da kapsıyor. Pençe-Kilit, Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı gibi harekatlar, sınır güvenliği ve terör tehdidini ortadan kaldırma amacı taşıyor. Ancak her askeri müdahale, beraberinde uluslararası hukuk açısından tartışmaları ve ekonomik maliyetleri getiriyor.
Son dönemde artan askeri harcamalar, kamuoyunda 'savaş ekonomisi' tartışmalarını alevlendirmişken, Eslen'in sözleri bu eleştirilere askeri bir derinlik katıyor. Generalin, 'Savaş her zaman son çare olmalı ve ancak ulusal çıkarı doğrudan tehdit eden durumlarda başvurulmalıdır' şeklindeki yaklaşımı, deneyimli bir askerin stratejik aklını yansıtıyor.
Bölgede yaşanan göç dalgaları, terör örgütlerinin varlığı, su kaynakları üzerindeki anlaşmazlıklar ve mezhepsel çatışmalar, Türkiye'nin Ortadoğu'da karşı karşıya olduğu başlıca sınamalar. Bu tablo, Ankara'nın yalnızca güvenlik odaklı değil, diplomatik, ekonomik ve insani boyutlarıyla bütünsel bir Ortadoğu politikası geliştirmesini zorunlu kılıyor.
Sonuç: Bağımsız Değerlendirme
Türkiye'nin Ortadoğu'daki yeni anlayışı, kısa vadeli güvenlik ihtiyaçlarından çok, bölgesel düzenin yeniden inşasında söz sahibi olma hedefini taşıyor. Eslen'in eleştirileri, bu hedefe ulaşmak için izlenen yol haritasındaki eksikliklere dikkat çekiyor. Bir ülkenin savaş stratejisi, yalnızca ordusunun silah gücüyle değil; ittifakları, ekonomisi, diplomasisi ve istihbarat ağıyla birlikte değerlendirildiğinde anlamlıdır. Bu bağlamda, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak varlığını sürdürebilmesi için, askeri müdahalelerin zamanlamasını ve sınırlarını yeniden kalibre etmesi, ayrıca Ortadoğu'nun karmaşık denklemlerinde 'kiminle, ne için, hangi koşullarda savaşılacağını' net bir şekilde tanımlaması gerekiyor. Eslen'in uyarıları, bu hayati soruların cevapsız kaldığı bir dönemde, hem politika yapıcılar hem de kamuoyu için önemli bir uyanış çağrısı niteliğinde.