Türkiye, Doğu Akdeniz'de 1-25 Ekim tarihleri arasında geçerli olacak yeni bir NAVTEX (Denizcilere Uyarı) ilan etti. İlan edilen NAVTEX kapsamında, Oruç Reis araştırma gemisi ile Denar Pathfinder, Denar Echo ve Kırıcı gemileri bölgede bilimsel araştırma ve sualtı çalışmaları yürütecek. Söz konusu NAVTEX, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile Türkiye arasında inşa edilecek doğal gaz boru hattı güzergâhında da çalışma yapılmasını öngörüyor. Yunan basını, gelişmeyi "Oruç Reis geri döndü" başlığıyla okuyucularına duyurdu.
NAVTEX'in kapsamı ve gemilerin görevleri
Denizcilik otoriteleri tarafından yayımlanan NAVTEX, belirli bir bölgede seyir güvenliğini sağlamak amacıyla gemilere yönelik uyarı ve bilgilendirme mesajlarını içeriyor. Türkiye'nin ilan ettiği bu NAVTEX, 1 Ekim'den 25 Ekim'e kadar Doğu Akdeniz'de belirlenen koordinatlarda geçerli olacak. Oruç Reis sismik araştırma gemisi, daha önce de benzer görevlerle bölgede bulunmuştu. Bu kez yanında Denar Pathfinder ve Denar Echo isimli destek gemileri ile Kırıcı gemisi de yer alacak. Gemiler, deniz tabanı yapısını inceleyecek, sismik veri toplayacak ve olası doğal gaz rezervlerine yönelik bilimsel çalışmalar gerçekleştirecek. Ayrıca sualtı görüntüleme ve haritalama faaliyetleri de planlanıyor.
NAVTEX'in ilan edildiği alan, KKTC ile Türkiye arasında planlanan doğal gaz boru hattı projesinin güzergâhıyla örtüşüyor. Bu proje, KKTC'nin doğal gaz ihtiyacını karşılamak ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya gaz transferini sağlamak açısından stratejik öneme sahip. Türkiye, daha önce de benzer NAVTEX ilanlarıyla bölgedeki hak ve menfaatlerini koruma yönünde adımlar atmıştı. Son NAVTEX, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji arama faaliyetlerine ara vermediğini gösteriyor.
Yunan basınının tepkisi ve bölgesel gerilim
Yunan basını, Türkiye'nin yeni NAVTEX ilanını "Oruç Reis geri döndü" başlığıyla duyurdu. Atina merkezli gazeteler, geminin bölgeye dönüşünü "provokasyon" olarak nitelendirirken, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı'ndan henüz resmi bir açıklama gelmedi. Ancak Yunan yetkililerin, konuyu Avrupa Birliği ve NATO nezdinde gündeme getirmesi bekleniyor. Türkiye ise NAVTEX'in uluslararası hukuka uygun olduğunu, bilimsel araştırma amacı taşıdığını ve bölgedeki Türk kıta sahanlığı haklarından kaynaklandığını savunuyor.
Doğu Akdeniz'de Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilim, hidrokarbon kaynaklarının paylaşımı ve deniz yetki alanları sorunu nedeniyle son yıllarda zaman zaman tırmanıyor. İki ülke arasında 2020'de yaşanan Oruç Reis krizi, NATO çatısı altında yapılan istişareler ve Almanya'nın arabuluculuğuyla yatıştırılmıştı. Ancak bölgesel anlaşmazlıklar tam olarak çözülemedi. Türkiye, Kıbrıs adasının doğusunda ve güneyinde Türk kıta sahanlığı olduğunu savunurken, Yunanistan ve Kıbrıs Rum yönetimi bu alanları kendi münhasır ekonomik bölgeleri olarak görüyor. Ayrıca Mısır, İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum yönetimi arasında imzalanan ikili anlaşmalar da bölgedeki denklemleri etkiliyor.
Uluslararası hukuk ve müzakere çağrıları
Uluslararası hukuk uzmanları, Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanı tartışmalarının ancak diyalog ve müzakere yoluyla çözülebileceğini belirtiyor. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS), kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge hesaplamalarında adaların da dikkate alınması gerektiğini söylüyor. Ancak Türkiye, UNCLOS'a taraf olmadığı için kendi yorumunu uyguluyor. Bu durum, taraflar arasında hukuki bir uyuşmazlık yaratıyor. Avrupa Birliği, Türkiye'ye yönelik yaptırım tehditlerini zaman zaman gündeme getirse de somut adımlar konusunda isteksiz davranıyor. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, tarafları diyaloga çağırarak gerilimin düşürülmesini istemişti. Benzer çağrılar, ABD ve Almanya'dan da gelmişti.
Türkiye'nin yeni NAVTEX hamlesi, Doğu Akdeniz'de jeopolitik dengelerin yeniden hareketleneceğini gösteriyor. Oruç Reis'in bölgeye dönüşü, enerji arama faaliyetlerinin yanı sıra siyasi bir mesaj olarak da okunuyor. Türkiye, kıta sahanlığı haklarını koruma konusunda kararlı olduğunu vurgularken, Yunanistan ve Kıbrıs Rum yönetimi ise uluslararası hukuka aykırılık iddialarını sürdürüyor. Önümüzdeki günlerde bölgede yaşanacak gelişmeler, hem ikili ilişkiler hem de AB-Türkiye ilişkileri açısından belirleyici olacak. Taraflar arasında diyalog kanallarının açık tutulması, olası bir tırmanmayı önlemek için kritik önem taşıyor.