14 Ağustos 2001'de Ankara Bilkent Otel'de Yunan besteci Vangelis'in '1492' adlı eserinin eşliğinde yapılan kuruluş lansmanıyla siyaset sahnesine adım atan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), aradan geçen 24 yılda Türkiye'nin kaderini belirleyen en önemli siyasi aktörlerden biri oldu. O gün atılan adım, ülkenin siyasi, ekonomik ve toplumsal dokusunu derinden etkileyecek bir dönüşümün başlangıcıydı.
Kuruluştan İktidara: Yeni Bir Siyasi Vizyon
1990'ların sonunda yaşanan siyasi istikrarsızlık ve ekonomik krizlerin ardından, 28 Şubat sürecinin gölgesinde, merkez sağda bir boşluk doğmuştu. Bu boşluk, Refah Partisi'nin kapatılmasıyla başlayan süreçte, daha ılımlı ve reformist bir çizgiyi benimseyen kadroların yeni bir partide birleşmesiyle doldurulmaya çalışıldı. Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki bu kadro, 14 Ağustos 2001'de AK Parti'yi kurarak, 'muhafazakar demokrat' kimliğiyle toplumun geniş kesimlerine hitap etmeyi hedefledi.
Partinin kuruluş felsefesi, devletçi ve bürokratik yapıdan ziyade, bireysel özgürlükler, serbest piyasa ekonomisi ve AB üyelik sürecine odaklanan bir anlayışa dayanıyordu. Bu vizyon, özellikle 2002 genel seçimlerinde meyvesini verdi ve AK Parti, tek başına iktidara gelerek Türkiye'de tek partili hükümetler dönemini başlattı.
Yirmi Dört Yılın Bilançosu: Ekonomik ve Siyasi Dönüşüm
AK Parti'nin ilk yılları, güçlü ekonomik büyüme, enflasyonun düşürülmesi, özelleştirmeler ve yabancı yatırımların artmasıyla karakterize edildi. 2001 krizinin yaraları sarılırken, enflasyon tek haneli rakamlara geriledi, faizler düştü ve kişi başına düşen milli gelir üç katına çıktı. Bu dönemde sağlıkta, ulaştırmada, eğitimde ve altyapıda büyük atılımlar yapıldı; hastaneler, okullar, yollar, köprüler ve havalimanları inşa edildi.
Siyasi alanda ise partinin en önemli miraslarından biri, askeri vesayetin kırılması ve sivil siyasetin güçlendirilmesi oldu. AB uyum paketleri, ifade özgürlüğünün genişletilmesi ve reform yasaları bu dönemin öne çıkan adımlarıydı. Ancak 2010'lu yılların ortalarından itibaren yaşanan siyasi gerilimler, Gezi Parkı protestoları, 17-25 Aralık süreci ve 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi, ülkenin demokratikleşme sürecinde kırılmalara yol açtı. OHAL ilanı, kayyum atamaları, basın özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı konularındaki eleştiriler, bu dönemin tartışmalı başlıkları arasında yer aldı.
2018 yılında başkanlık sistemine geçilmesiyle birlikte siyasi yapı kökten değişti; güç, Cumhurbaşkanlığı'nda toplandı. Bu değişim, hem taraftarları tarafından 'istikrar ve güçlü hükümet' olarak nitelendirilirken, muhalefet tarafından 'demokratik gerileme' olarak eleştirildi. Son yıllarda ise yüksek enflasyon, döviz kuru dalgalanmaları ve artan yaşam maliyeti, iktidarın ekonomik performansının sorgulanmasına neden oldu.
Bugün gelinen noktada, 24 yıllık AK Parti iktidarı, Türkiye'nin en uzun süreli tek parti hükümeti olma özelliğini taşıyor. Bu süre zarfında siyasi yelpazede büyük değişimler yaşanırken, partinin toplumsal tabanı ve oy oranları da dönemsel dalgalanmalar gösterdi. 2002'de %34.3 ile iktidara gelen partinin oyları, 2011'de %49.8'e kadar yükselmesine rağmen, 2015 ve sonrasında düşüş eğilimine girdi; 2023 seçimlerinde ise %35.6'da kaldı.
Siyasi yelpazenin her köşesinden insanları bir araya getiren, kimi zaman kutuplaşmanın merkezinde yer alan AK Parti, Türkiye'nin yakın tarihine damgasını vurdu. Kurulduğu günkü iddiasını hala taşıyor: 'Yeni bir Türkiye' inşa etmek. Bu iddia, beraberinde hem büyük destek hem de yoğun eleştiri getirdi. Kimilerine göre ülkeyi çağ atlattı, kimilerine göre ise otoriterleştirdi. Her halükarda, AK Parti'nin siyasi serüveni, sadece Türkiye için değil, bölge için de örnek bir demokrasi tecrübesi olarak incelenmeye değer.
İktidarın ilk yıllarında dünyaya açılım ve demokratikleşme ile anılan süreç, sonraki yıllarda güvenlik ve istikrar önceliklerinin gölgesinde şekillendi. Bu değişim, partinin kuruluş felsefesinden uzaklaştığı eleştirilerine yol açtı. Ancak AK Parti, seçim sandığının her zaman en güçlü silahı olduğuna inanan bir parti olarak, bugün de siyasi yarışa katılmaya ve toplumsal zeminini korumaya odaklanmış görünüyor.
Geleceğe Bakış
Önümüzdeki dönemde, AK Parti'nin bilgi toplumu, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi temel iddialarını yeniden güçlendirip güçlendiremeyeceği, partinin geleceği açısından belirleyici olacak. Aynı zamanda, küresel ve bölgesel gelişmeler, Türkiye'nin siyasi ve ekonomik istikrarını da etkilemeye devam edecek. Bu bağlamda, AK Parti'nin 24 yıllık pratiği, Türkiye demokrasisinin bir fotoğrafını sunuyor; başarıları, krizleri ve kırılma noktalarıyla. Bu deneyim, ülkenin gelecekteki siyasi yapılanmaları için önemli bir referans olma özelliğini koruyor.