Osmanlı İmparatorluğu'nun 1839'da ilan ettiği Tanzimat Fermanı, Türk modernleşme tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Batılılaşma sürecinin hız kazandığı bu dönem, aynı zamanda Osmanlı'nın Batı ile ilişkilerinde yeni bir denge arayışını da beraberinde getirdi. Günümüzde Türkiye'nin Batı'yla ilişkilerinde sıkça dile getirilen 'simetri' talebi, aslında kökleri Tanzimat'a uzanan bir tartışmanın devamı niteliğinde.
Tanzimat: Kıblenin Değişimi ve Kurtuluş Reçetesi
Tanzimat, Osmanlı-Türk modernleşmesi açısından 'kıblenin değişimi' olarak yorumlanan bir süreçtir. Bir yönüyle kurtuluşun reçetesi olarak da algılanan bu değişim, Tanzimat sonrasında yoğun biçimde süregelen bir yakınlaşmanın da miladı olmuştur. Söz konusu yakınlaşma, sonraları 'Osmanlı nasıl kurtarılabilir?' sorusuna cevap arayan entelektüel ve bürokratik çevrelerin temel referansı haline geldi.
Batı'nın askeri, idari ve teknik üstünlüğü karşısında duyulan hayranlık, beraberinde siyasi ve kültürel alanda da bir dönüşümü getirdi. Ancak bu süreç, tek taraflı bir teslimiyet değil, aynı zamanda bir pazarlık ve denge siyaseti olarak da okunmalıdır.
Simetri Talebinin Tarihsel Kökenleri
Osmanlı Devleti, 19. yüzyılda Batılı güçlerle ilişkilerinde eşitlikçi bir statü elde etme çabası içindeydi. 1856 Islahat Fermanı ve ardından gelen Paris Antlaşması, Osmanlı'nın Avrupa devletler sistemi içinde hukuken eşit kabul edilmesi yolunda atılan adımlardı. Ne var ki, bu eşitlik çoğu zaman kağıt üzerinde kaldı; Batılı devletlerin Osmanlı içişlerine müdahale etme alışkanlığı, simetri talebini sürekli canlı tuttu.
Cumhuriyet döneminde de benzer bir arayış devam etti. Batılılaşma, bu kez ulus-devletin inşası sürecinde temel bir referans oldu. Ancak ilişkilerdeki asimetri, özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde daha görünür hale geldi.
Günümüzde Simetri Tartışması
Bugün Türkiye'nin Batı kurumlarıyla ilişkilerinde yaşanan gerilimlerin önemli bir boyutu, karşılıklılık ve eşitlik beklentisiyle ilgilidir. AB üyelik süreci, NATO içindeki roller, ticari ve savunma işbirlikleri gibi başlıklarda zaman zaman 'tek taraflı taviz' eleştirileri gündeme gelmektedir.
- AB üyelik müzakerelerinde yaşanan tıkanıklık,
- Savunma alımlarında karşılaşılan kısıtlamalar,
- Vize serbestisi ve ticaret anlaşmalarında yaşanan asimetriler,
- Terörle mücadelede müttefiklik ilişkilerinin sorgulanması.
Bu başlıklar, Tanzimat'tan bu yana süregelen 'eşit ortaklık' arayışının günümüzdeki tezahürleri olarak değerlendirilebilir.
Tarihsel Süreklilik ve Kopuşlar
Tanzimat'ın ilanından bugüne uzanan çizgide, Batı ile ilişkiler hiçbir zaman tek düze olmadı. Dönem dönem yakınlaşma, dönem dönem mesafe ve güvensizlik öne çıktı. Ancak değişmeyen unsur, ilişkilerin bir 'denge' ekseninde yürütülme çabası oldu. Osmanlı'dan miras kalan bürokratik hafıza, Cumhuriyet'in kurucu kadrolarına ve oradan günümüze aktarılan bir 'simetri' talebini canlı tuttu.
Bugün gelinen noktada, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerini yeniden tanımlama arayışı, yalnızca konjonktürel değil, aynı zamanda tarihsel bir derinliğe sahiptir. Tanzimat'la başlayan modernleşme serüveni, beraberinde getirdiği zihniyet dönüşümüyle birlikte, dış politika tercihlerini de şekillendirmeye devam ediyor.
Sonuç olarak, Türkiye ve Batı arasındaki ilişkilerde simetri talebi, ne yalnızca bugüne özgü bir refleks ne de tamamen geçmişten kopuk bir yenilik. Tanzimat'ın açtığı yolda ilerleyen bu talep, Türkiye'nin uluslararası sistemdeki konumunu eşitlikçi bir zemine oturtma çabasının ifadesi olarak okunmalıdır. Gelecekte ilişkilerin seyri, bu talebin ne ölçüde karşılık bulacağına bağlı olacaktır.