Türkiye ve 7 ülke, işgal altındaki Batı Şeria'da Filistin topraklarını gaspeden İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik sürdürdüğü ve giderek şiddetlenen saldırılarını en güçlü şekilde kınadı. Ortak açıklamada, uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirilen bu saldırıların derhal durdurulması çağrısı yapıldı. Açıklamada, İsrail'in yerleşimci şiddetini önleme ve failleri adalet önüne çıkarma sorumluluğu hatırlatıldı.
Ortak açıklama ve kınama
Türkiye Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, Türkiye'nin yanı sıra Suudi Arabistan, Katar, Ürdün, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Endonezya ve Pakistan'ın da aralarında bulunduğu 8 ülkenin, Batı Şeria'da artan İsrailli yerleşimci saldırılarını kınadığı belirtildi. Açıklamada, "İşgal altındaki Filistin topraklarında, özellikle Batı Şeria'da, İsrailli yerleşimciler tarafından Filistinli sivillere yönelik sistematik şiddet ve saldırılar endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Bu saldırılar uluslararası hukukun açık ihlalidir ve bölgesel istikrarı tehdit etmektedir" ifadelerine yer verildi.
Açıklamada ayrıca, İsrail hükümetinin yerleşimci şiddetini önleme ve failleri adalet önüne çıkarma yükümlülüğü hatırlatılarak, uluslararası toplumun bu konuda daha etkin adımlar atması gerektiği vurgulandı. Türkiye ve diğer ülkeler, Filistin halkının meşru haklarının korunması ve 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulması yönündeki kararlılıklarını yineledi.
Artan şiddet ve uluslararası tepkiler
Son haftalarda Batı Şeria'da İsrailli yerleşimcilerin Filistinli köylülere, çiftçilere ve sivil topluluklara yönelik saldırılarında belirgin bir artış yaşanıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2023 yılında İsrailli yerleşimcilerle bağlantılı olarak 1.000'den fazla şiddet olayı kaydedildi. Bu olaylarda çok sayıda Filistinli yaralanırken, evler ve tarım arazileri zarar gördü. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), yerleşimci şiddetinin Filistinlilerin temel haklarını ve geçim kaynaklarını tehdit ettiğini belirtiyor.
Uluslararası toplumdan da benzer kınamalar geliyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, yerleşimci şiddetini 'kabul edilemez' olarak nitelendirirken, Avrupa Birliği de İsrail'i yerleşimci şiddetiyle mücadele konusunda daha fazla çaba göstermeye çağırdı. Ancak İsrail hükümeti, yerleşimci şiddetini kınamasına rağmen, faillerin yargılanması konusunda yetersiz kalmakla eleştiriliyor.
Türkiye ve 7 ülkenin ortak kınaması, bölgesel işbirliğinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Özellikle İsrail-Filistin çatışmasında iki devletli çözüm vizyonuna bağlılığın altı çizilen açıklamada, bu tür saldırıların barış sürecine zarar verdiği ve bölgede yeni bir şiddet sarmalını tetikleyebileceği uyarısı yapıldı.
Açıklamada ayrıca, uluslararası topluma, Filistin halkının korunması ve İsrail'in yerleşimci şiddetiyle mücadelede hesap verebilirliğin sağlanması için daha somut adımlar atma çağrısında bulunuldu. Türkiye, İsrail ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde olmasına rağmen, Filistin davasına verdiği desteği sürdürüyor ve bu konuda net bir duruş sergiliyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddeti, yalnızca bölgesel bir mesele olmanın ötesinde küresel yankı uyandırıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) İsrail'in işgal altındaki topraklardaki eylemlerine ilişkin soruşturma yürütüyor. UCM Başsavcısı Kerim Han, yerleşimci şiddetinin savaş suçu kapsamında değerlendirilebileceğini belirtmişti. Bu durum, İsrail'in uluslararası alandaki itibarını zedelerken, yerleşimci faaliyetlerinin hukuki sonuçlarını da gündeme getiriyor.
Türkiye ve 7 ülkenin ortak kınaması, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği gibi bölgesel örgütlerin de benzer adımlar atmasını teşvik edebilir. Özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi İsrail ile normalleşme sürecinde olan ülkelerin bu kınamaya katılması, yerleşimci şiddetinin bölgesel barış çabalarını ne kadar olumsuz etkilediğini gösteriyor.
Sonuç olarak, Türkiye ve 7 ülkenin ortak kınaması, uluslararası toplumun İsrailli yerleşimci şiddetine karşı daha güçlü bir duruş sergilemesi gerektiğini ortaya koyuyor. Filistin halkının korunması ve iki devletli çözüm vizyonunun yaşatılması için somut adımlar atılmazsa, bölgedeki şiddet sarmalının daha da derinleşmesi kaçınılmaz görünüyor. Bu ortak kınama, barış ve adalet arayışında önemli bir diplomatik adım olarak kayda geçiyor.