Türk savunma sanayisi, son yıllarda iç pazarda yakaladığı üretim ve teknoloji ekosistemini küresel pazara taşıma aşamasına geçti. ROKETSAN'ın katkılarıyla hazırlanan Anadolu Ajansı (AA) Teknoloji Masası'na konuk olan SAHA İstanbul Genel Sekreteri, sektörün uluslararası rekabetteki konumunu ve karşılaşacağı sınavları değerlendirdi. Türkiye'nin savunma sanayisindeki yerli ve milli üretim hamlesi, artık sadece iç güvenlik ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayıp, aynı zamanda küresel ölçekte teknoloji ihracatçısı olma hedefini güçlendiriyor.
İç Pazardan Küresel Rekabete Geçiş
Türkiye, savunma sanayisinde son 20 yılda önemli bir dönüşüm yaşadı. Yerlilik oranı %20'lerden %80'lere çıkan sektör, insansız hava araçları (İHA), silah sistemleri, radar teknolojileri ve füze sistemlerinde kendi markalarını oluşturdu. Bu başarı, iç pazarda sağlanan istikrarlı talep ve devlet destekli Ar-Ge projeleriyle mümkün oldu. Ancak sektör temsilcileri, iç pazardaki bu başarının küresel pazarda aynı şekilde karşılık bulması için yeni bir strateji gerektiğini vurguluyor.
SAHA İstanbul Genel Sekreteri, AA Teknoloji Masası'nda yaptığı açıklamada, "İç pazarda elde ettiğimiz tecrübe ve üretim kapasitesi, bizi küresel arenada iddialı bir konuma taşıdı. Ancak uluslararası pazarda rekabet çok daha çetin. Teknolojik yetkinliğimizi kanıtlamak için sadece ürün satmak yetmiyor; aynı zamanda standartları belirleyen, Ar-Ge'ye yön veren bir aktör olmamız gerekiyor" dedi.
ROKETSAN'ın Rolü ve Teknoloji Masası
ROKETSAN, Türkiye'nin füze ve roket sistemlerindeki öncü kuruluşu olarak, hem iç pazarda hem de ihracatta önemli başarılara imza attı. Şirket, son yıllarda geliştirdiği hassas güdümlü mühimmatlar ve hava savunma sistemleriyle uluslararası alanda dikkat çekiyor. ROKETSAN'ın katkılarıyla hazırlanan AA Teknoloji Masası, sektörün nabzını tutan bir platform haline geldi. Bu platformda ele alınan konular, Türk savunma sanayisinin gelecek vizyonuna ışık tutuyor.
Uzmanlar, ROKETSAN gibi kuruluşların küresel pazarda rekabet edebilmesi için üç temel alanda ilerleme kaydetmesi gerektiğini belirtiyor: Yapay zeka destekli otonom sistemler, siber güvenlik ve uzay teknolojileri. Bu alanlarda yapılan yatırımlar, sadece askeri değil, sivil teknolojilere de katkı sağlayarak ekonomik büyümeyi destekliyor.
Küresel Pazardaki Zorluklar ve Fırsatlar
Türk savunma sanayisinin küresel pazarda karşılaştığı en büyük zorluk, yerleşik oyuncularla rekabet. ABD, Rusya, Çin ve Avrupa ülkeleri, onlarca yıldır pazarda hakim durumda. Ancak Türkiye, özellikle İHA'lar ve mühimmat konusunda maliyet-etkin çözümler sunarak bu rekabette kendine yer ediniyor. Ayrıca, savunma sanayisinde teknoloji transferi ve ortak üretim anlaşmaları, Türkiye'nin pazara girişini kolaylaştırıyor.
SAHA İstanbul Genel Sekreteri, "Küresel pazarda başarılı olmak için sadece ürün satmak değil, aynı zamanda teknolojiyi de ihraç etmek gerekiyor. Bu noktada Ar-Ge'ye yaptığımız yatırımlar ve nitelikli insan kaynağımız en büyük avantajımız. Önümüzdeki dönemde savunma sanayisinde yapay zeka ve otonom sistemler alanında çığır açacak projelere imza atacağız" ifadelerini kullandı.
Gelecek Perspektifi: Teknolojik Yetkinlik ve İhracat
Türkiye'nin savunma sanayisi ihracatı, son yıllarda istikrarlı bir artış gösteriyor. 2022 yılında 4,4 milyar dolar olan savunma ihracatı, 2023'te 5,5 milyar doları aştı. Hedef, 2028 yılına kadar bu rakamı 10 milyar doların üzerine çıkarmak. Bu hedefe ulaşmak için sektörün teknolojik yetkinliğini artırması, uluslararası sertifikasyonlara uyum sağlaması ve küresel tedarik zincirlerine entegre olması gerekiyor.
Uzmanlar, Türk savunma sanayisinin önündeki en kritik sınavın, "teknolojik yetkinliği küresel pazara taşımak" olduğunu vurguluyor. Bu süreçte, devlet destekli Ar-Ge projeleri, üniversite-sanayi iş birlikleri ve özel sektör yatırımları kilit rol oynayacak. Ayrıca, savunma sanayisindeki başarıların sivil teknolojilere yansıması, ekonomik kalkınmaya da katkı sağlayacak.
Bağımsız Değerlendirme
Türk savunma sanayisi, iç pazarda elde ettiği başarıyı küresel ölçeğe taşıma potansiyeline sahip. Ancak bu potansiyelin gerçeğe dönüşmesi için sadece üretim kapasitesi değil, aynı zamanda yenilikçilik, kalite standartları ve uluslararası iş birlikleri de belirleyici olacak. Sektörün önündeki en büyük fırsat, yapay zeka, otonom sistemler ve uzay teknolojileri gibi geleceğin alanlarında erken hareket ederek rekabette öne geçmek. Bu doğrultuda atılacak adımlar, Türkiye'nin sadece savunma sanayisinde değil, genel teknoloji ekosisteminde de söz sahibi olmasını sağlayabilir.