Başkan Donald Trump, seçim kampanyasında savaşları bitirme vaadiyle yola çıktı. Ancak geçtiğimiz günlerde Tarafsız Bölge programında Genel Yayın Yönetmenimiz Ahmet Hakan’ın yönelttiği soru, Trump’ın bugüne kadar karşılaştığı en büyük sınavlardan birine işaret ediyor: “Bitti mi savaş çok şükür?” Bu basit görünen soru, aslında Trump’ın dış politika mirasının ve seçim vaatlerinin özünü sorguluyor.
Savaşı bitirme vaadi ve gerçekler
Trump, 2016 seçimlerinde ABD’nin yıpratıcı savaşlarına son vereceğini söyleyerek oy topladı. Göreve geldiğinde, Afganistan’dan çekilme sinyali verdi, IŞİD’e karşı zafer ilan etti ve Suriye’den kısmi çekilme başlattı. Ancak bugün geldiğimiz noktada, Amerikan askeri varlığı hala Afganistan, Irak, Suriye ve çeşitli bölgelerde devam ediyor. Özellikle Afganistan’da Taliban ile yürütülen müzakerelerde ilerleme sağlanmasına rağmen, tam bir barış anlaşması henüz ufukta görünmüyor. Hakan’ın sorusu, bu noktada Trump yönetiminin ne kadar başarılı olduğunu sorguluyor.
İç politikadaki yankıları
Savaşın bitip bitmediği sadece dış politika değil, aynı zamanda Trump’ın iç siyasi geleceğini de etkileyebilir. Savaş karşıtı seçmenler, vaatlerin tam anlamıyla yerine getirilmediğini düşündüklerinde, 2020 seçimlerinde Trump’a olan destek azalabilir. Öte yandan, Trump’ın muhafazakar tabanı, askeri varlığın devamını ulusal güvenlik açısından gerekli görebilir. Bu denge, Trump’ın savaş politikalarını sertleştirmesine veya yumuşatmasına neden olabilir. Ahmet Hakan’ın sorusu, tam da bu ikilemi ortaya koyuyor: Trump, savaşı gerçekten bitirebilecek mi, yoksa bu sadece bir vaatten mi ibaret?
Uluslararası boyut
Trump’ın savaşları bitirme konusundaki kararlılığı, müttefikler ve rakipler tarafından da yakından izleniyor. NATO müttefikleri, ABD’nin çekilmesi durumunda bölgesel istikrarın nasıl sağlanacağını sorgularken, Rusya ve Çin gibi rakipler, oluşacak güç boşluğunu lehlerine çevirmeye çalışabilir. Özellikle Afganistan’dan çekilme, bölgede Taliban’ın yeniden güçlenmesine yol açabileceği gibi, terör gruplarının da yeni alanlar kazanmasına neden olabilir. Bu durum, Trump’ın savaş karşıtı söylemini gerçekleştirirken aynı zamanda ulusal güvenliği de riske atmaması gerektiği anlamına geliyor.
Sonuç olarak, Ahmet Hakan’ın sorusu Trump için basit bir soru olmaktan çok, dört yıllık başkanlık sürecinin bir muhasebesi niteliğinde. Savaşın bitip bitmediği, sadece bugünün değil, geleceğin de en önemli sorularından biri olmaya devam ediyor. Trump’ın bu sınavı nasıl geçeceği, onun liderlik yeteneğinin ve siyasi iradesinin bir göstergesi olarak tarihe geçecek.