ABD Başkanı Donald Trump'ın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İran'a yönelik rejim değişikliği hedefleyen saldırı planına karşı Türkiye'nin bölgesel gücünü kullanarak Netanyahu'yu kontrol altına aldığı öne sürülüyor. 11 Şubat günü Beyaz Saray'ın Durum Odası'nda gerçekleşen kritik toplantıda Netanyahu, İran'ın nükleer tesislerine yönelik geniş çaplı bir askeri operasyon planını Trump'a sunarken, sürecin 28 Şubat'ta Tahran'ın bombalanmasıyla sonuçlandığı belirtiliyor.
Türkiye Faktörü ve Netanyahu'nun Planı
Netanyahu'nun İran'da rejim değişikliği sağlamayı amaçlayan saldırı planı, bölgedeki güç dengelerini altüst etme potansiyeli taşıyordu. İsrail kaynaklarına göre Netanyahu, ABD'nin doğrudan katılımı olmadan İran'ın nükleer tesislerini vurmayı ve ardından ülke içinde bir halk ayaklanmasını tetiklemeyi hedefliyordu. Ancak Trump yönetimi, bu planın Ortadoğu'yu yeni bir savaşa sürükleyebileceği endişesiyle temkinli yaklaştı. Bu noktada Türkiye devreye girdi. Ankara'nın bölgedeki askeri varlığı ve diplomatik ağırlığı, Trump'a Netanyahu'yu dizginlemek için alternatif bir baskı aracı sundu.
11 Şubat'taki toplantıda Trump, Netanyahu'ya Türkiye'nin son dönemde İran'la kurduğu pragmatik ilişkilere dikkat çekti. Ankara'nın rejim değişikliği operasyonlarına uzun süredir mesafeli durduğu, aksine Tahran'la enerji ve güvenlik konularında iş birliğini derinleştirdiği biliniyor. Trump'ın, bu gerçeği kullanarak Netanyahu'yu daha ılımlı bir stratejiye ikna ettiği iddia ediliyor. Toplantıdan kısa süre sonra 28 Şubat'ta Tahran'ın bombalanması, aslında bu planın sadece bir kısmının uygulamaya konulduğunu gösteriyor. Söz konusu saldırı, kapsamlı bir rejim değişikliği operasyonu değil, sınırlı bir askeri harekât olarak tanımlanıyor.
Bölgesel Denge Arayışı
Olay, ABD'nin Ortadoğu politikasında Türkiye'nin artan rolünü de gözler önüne seriyor. Trump, İran konusunda İsrail ile Türkiye arasında bir denge kurarak hem Netanyahu'nun aşırılıklarını dizginlemeyi hem de Ankara'nın bölgesel çıkarlarını gözetmeyi hedefliyor. Uzmanlara göre, bu strateji uzun vadede bölgede kalıcı bir denge sağlayabilir. Ancak, İran'da rejim değişikliği hedefleyen çevrelerin bu durumdan rahatsız olduğu ve önümüzdeki dönemde yeni baskıların gündeme gelebileceği belirtiliyor.
Netanyahu'nun ise planının engellenmesinden duyduğu memnuniyetsizliği gizlemediği ifade ediliyor. İran'ın nükleer programının ilerlemesi ve rejimin iç istikrarını koruması, İsrail için stratejik bir tehdit oluşturmaya devam ediyor. Ancak Trump yönetimi, Türkiye'nin dahil olduğu bir denklemin daha sürdürülebilir olduğunu savunuyor. Bu bağlamda, Türkiye'nin arabuluculuk rolü ön plana çıkıyor. Ankara, hem İran'la diyaloğunu sürdürüyor hem de İsrail'le istihbarat paylaşımı gibi alanlarda i birliğini artırıyor.
Sonuç olarak, Trump'ın Türkiye'nin gücünü kullanarak Netanyahu'yu terbiye etmesi, Ortadoğu'da yeni bir güç dengesinin habercisi olabilir. Bu hamle, bölgedeki tüm aktörlerin çıkarlarını gözeten kapsamlı bir stratejinin parçası olarak değerlendiriliyor. Ancak, İran'da rejim değişikliği isteyen güçlerin bu dengeleme politikasına ne kadar süre izin vereceği belirsizliğini koruyor.