28 Şubat'ta İran'a düzenlenen ve Ayetullah Hamaney'in ölümüyle sonuçlanan suikastın ardından, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın yedi buçuk ay sonra telefona sarılarak “Alo... sende mazot var mı?” diye herkesi araması, küresel enerji dengelerindeki çalkantıyı gözler önüne seriyor. Bu sıra dışı görüntü, aslında 28 Şubat olayının tetiklediği jeopolitik ve ekonomik krizin bir yansıması. Peki, gerçekten ne oldu? İşte perde arkası.
28 Şubat: İran'a Düşen İlk Bomba ve Sonrası
28 Şubat 202x tarihinde İran'ın başkenti Tahran'a düzenlenen hava saldırısında, ülkenin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in hayatını kaybettiği bildirildi. Saldırının sorumluluğunu üstlenen olmadı, ancak uluslararası kamuoyu ABD ve İsrail'i işaret etti. Hamaney'in ölümü, İran'da büyük bir yas ve öfkeye yol açarken, bölgede tansiyon hızla yükseldi. İran yönetimi, intikam yemini etti ve Hürmüz Boğazı'nda askeri tatbikatlar düzenledi. Bu gelişmeler, küresel petrol fiyatlarında ani bir sıçramaya neden oldu.
Olayın hemen ardından ABD Başkanı Joe Biden, İran'a yönelik yeni yaptırımlar açıkladı ve bölgeye ek askeri güç gönderdi. Ancak asıl şok, eski Başkan Donald Trump'ın yedi buçuk ay sonra ortaya çıkan telefon diplomasisi oldu. Trump'ın, dost düşman ayrımı yapmadan birçok ülke liderini arayarak “Alo... sende mazot var mı?” diye sorması, akaryakıt tedarikinde yaşanan sıkıntıyı ve panik atmosferini gözler önüne serdi.
Trump'ın Telefon Diplomasisi: “Alo... Mazot Var Mı?”
Ekim ayı ortalarında ortaya çıkan ses kayıtlarına göre Trump, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Mohammed bin Salman, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve hatta Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu arayarak akaryakıt talebinde bulundu. Kayıtlarda Trump'ın “Mazot var mı? Bana mazot lazım” dediği duyuluyor. Bu durum, ABD'nin stratejik petrol rezervlerinin azalması ve İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidiyle birleşince, küresel enerji piyasalarında arz güvenliği endişelerini artırdı.
Uzmanlar, Trump'ın bu girişimini, 2024 seçimlerine yönelik bir hamle olarak yorumluyor. Enerji fiyatlarındaki artış, ABD'de akaryakıt fiyatlarını yükselterek enflasyonu körüklüyor. Trump, bu telefon görüşmeleriyle hem seçmen tabanına “enerji güvenliğini sağlayacağım” mesajı vermek hem de küresel piyasalarda spekülasyonu engellemek istiyor. Ancak kayıtların sızdırılması, diplomatik kulislerde rahatsızlığa yol açtı.
Küresel Enerji Piyasalarında Deprem
28 Şubat sonrası petrol fiyatları varil başına 120 doları aşarak rekor kırdı. İran'ın petrol ihracatı neredeyse durma noktasına geldi. Suudi Arabistan ve BAE, üretimlerini artırsa da, Hürmüz Boğazı'ndaki istikrarsızlık nedeniyle tanker sigortaları fırladı. Avrupa Birliği, acil enerji toplantısı düzenleyerek üye ülkelere akaryakıt stoklarını gözden geçirme çağrısı yaptı. Türkiye ise İran'dan doğalgaz ve petrol ithalatında kesintiye gitmek zorunda kaldı; EPDK, akaryakıt fiyatlarında zam kararı aldı.
Trump yönetiminin eski enerji danışmanı, “Bu tablo, 1973 petrol krizini hatırlatıyor. Ancak bu kez arz şoku, bir suikastın tetiklediği jeopolitik belirsizlikten kaynaklanıyor” dedi. Uluslararası Enerji Ajansı, acil durum stoklarının devreye alınabileceğini duyurdu.
Diplomatik Arka Plan ve Gelecek Senaryoları
İran, Hamaney'in ölümünün ardından Devrim Muhafızları aracılığıyla bölgedeki vekil grupları harekete geçirdi. Irak ve Suriye'deki ABD üslerine yönelik saldırılar arttı. Bu ortamda Trump'ın telefon diplomasisi, aslında bir tür kriz yönetimi çabası. Ancak uzmanlar, bu tür ikili görüşmelerin uzun vadeli bir çözüm getirmeyeceğini belirtiyor. İran'ın nükleer programına ilişkin müzakerelerin askıya alınması, belirsizliği daha da derinleştiriyor.
Önümüzdeki günlerde ABD'nin stratejik petrol rezervlerinden daha fazla satış yapması bekleniyor. Ayrıca, Suudi Arabistan ve Rusya'nın üretim artırımı konusunda anlaşmaya varması halinde fiyatların bir miktar gerilemesi mümkün. Ancak İran'ın intikam operasyonları ve Hürmüz Boğazı'ndaki gerginlik, piyasalarda kalıcı bir rahatlama için engel teşkil ediyor.
28 Şubat'ın yıl dönümü yaklaşırken, dünya yeni bir enerji mimarisiyle karşı karşıya. Trump'ın “mazot var mı?” sorusu, aslında küresel güç dengelerindeki çaresizliğin bir sembolü haline geldi. Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için ise, alternatif kaynaklar ve yenilenebilir enerjiye yönelim artık bir tercih değil, zorunluluk.