ABD Başkanı Donald Trump, İran'a yönelik altı ay önce başlattığı ekonomik abluka ve askeri baskı politikasının sonuç verdiğini öne sürerek, İran'ın 'çökmekte olan bir ülke' olduğunu iddia etti. Trump, ayrıca stratejik Hürmüz Boğazı'nın ABD'nin bir eyaleti olduğunu savunarak, bölgede tansiyonu yükselten açıklamalarda bulundu. Bu söylemler, Tahran yönetiminin sert tepkisine yol açarken, uluslararası toplumda endişe yaratıyor.
Trump’ın Zafer Söylemi ve Gerçekler
Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "İran çöküyor. Ekonomik yaptırımlarımız ve askeri caydırıcılığımız sayesinde bu ülke artık diz çökmüş durumda. Hürmüz Boğazı'nı da kontrol altına aldık; burası artık ABD'nin bir eyaleti gibi" ifadelerini kullandı. Ancak uzmanlar, bu söylemlerin gerçeği yansıtmadığını, İran'ın hâlâ bölgesel güç olarak varlığını sürdürdüğünü ve Hürmüz Boğazı'nın uluslararası sular olduğunu hatırlatıyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu, Trump'ın açıklamalarına karşılık olarak, "Boğaz'ın kontrolü bizim elimizde. ABD, bu tür tahrikkâr söylemlerle savaş çıkarmaya çalışıyor" şeklinde bir bildiri yayımladı.
ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları, ülke ekonomisinde ciddi bir daralma yaratmış olsa da, İran yönetimi direniş gösteriyor. Petrol ihracatındaki düşüş, enflasyonun yükselmesi ve halkın alım gücünün azalması, İran'da toplumsal huzursuzluğu artırıyor. Ancak uzmanlar, bunun bir 'çöküş' değil, ağır bir ekonomik kriz olduğunu vurguluyor. Trump'ın 'zafer' ilanları, iç kamuoyuna yönelik bir mesaj olarak da yorumlanıyor; zira kendisi 2020 seçimleri öncesinde seçmenlerine güçlü bir lider imajı vermeye çalışıyor.
Hürmüz Boğazı Gerginliği ve Küresel Enerji Güvenliği
Hürmüz Boğazı, dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu. Trump'ın 'burası ABD'nin eyaleti' sözleri, uluslararası hukuka aykırı bir iddia olarak değerlendiriliyor. Boğaz, Umman Körfezi ile Basra Körfezi'ni birbirine bağlar ve İran'ın güney kıyılarında yer alır. İran, daha önce defalarca boğazı kapatma tehdidinde bulunmuş, ancak uluslararası baskılar nedeniyle bu tehdidini gerçekleştirmemişti. ABD'nin bu açıklaması, İran'ı daha agresif bir tutuma itebilir; böyle bir durumda küresel petrol fiyatlarında ani bir yükseliş yaşanabilir ve dünya ekonomisi olumsuz etkilenebilir.
ABD ve İran arasındaki gerilim, 2018 yılında ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesiyle yeniden tırmanmıştı. Trump yönetimi, İran'ı 'maksimum baskı' politikasıyla köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Bu süreçte İran'a yönelik birçok ekonomik yaptırım uygulandı ve askeri güç gösterisi yapıldı. Ancak bu politikalar, İran'ı müzakere masasına çekmedi; aksine, İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırarak nükleer programını ilerletti. Bu durum, Orta Doğu'da yeni bir silahlanma yarışı ve güvenlik krizine yol açıyor.
Uzmanlar, Trump'ın 'İran çöküyor' söyleminin gerçekleri yansıtmadığını, aksine İran'ın bölgesel nüfuzunu sürdürdüğünü belirtiyor. İran, Yemen'deki Husilere, Suriye'deki Esad rejimine ve Lübnan'daki Hizbullah'a verdiği destekle bölgede etkinliğini koruyor. Ayrıca, İran'ın balistik füze kapasitesi ve insansız hava aracı teknolojisi, ABD ve müttefikleri için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bu nedenle, Trump'ın 'zafer' açıklamaları, bir algı yönetimi olarak değerlendiriliyor.
ABD'nin Hürmüz Boğazı'na yönelik bu tür söylemleri, uluslararası hukuka aykırı olmasının yanı sıra, bölgedeki diğer ülkelerle de ilişkileri zedeleyebilir. Basra Körfezi'ndeki monarşiler, ABD'nin garantörlüğüne güvenmekle birlikte, boğazın kontrolünün ABD'ye geçmesine sıcak bakmıyor. Bu ülkeler, ancak uluslararası deniz hukuku çerçevesinde bir geçiş güvenliği arıyor. Dolayısıyla, Trump'ın söylemleri, ABD'nin bölgedeki müttefiklerini bile rahatsız edecek nitelikte.
Son Değerlendirme
Trump'ın bu açıklamaları, seçim propagandasının bir parçası olarak okunabilir. Ancak bu tür kışkırtıcı söylemler, Orta Doğu'da tansiyonu daha da yükseltebilir. İran'ın 'çöküş'ü, ekonomik baskılar sonucu halkın daha fazla yoksullaşması anlamına gelebilir; ancak bu durum, rejimin çökmesi sonucunu doğurmuyor. Tarihsel deneyimler, İran'ın ağır yaptırımlar altında bile ayakta kalmayı başardığını gösteriyor. Her iki ülkenin de savaştan kaçınması, ancak gerilimli bir denge kurulmasıyla mümkün. Uluslararası toplumun, bu iki ülkeyi diyaloğa zorlaması ve bölgesel bir güvenlik mimarisi oluşturulması gerekiyor. Aksi halde, Hürmüz Boğazı'nda yaşanacak bir kaza ya da yanlış hesaplama, küresel enerji piyasalarını ve dünya barışını tehdit edecek büyük bir krize dönüşebilir.