Washington'da yankı uyandıran bir iddiaya göre, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, İran'a yönelik mevcut askeri stratejinin istenen sonuçları veremeyeceği endişesiyle masaya yeni seçenekleri yatırdı. ABD Merkez Komutanlığı'nın (CENTCOM) askeri analistlerden, Tahran üzerindeki baskıyı artıracak "yaratıcı ve alışılmadık" yöntemler geliştirmelerini istediği öne sürülürken, bu hamle Orta Doğu'daki gerginliğin daha da tırmanabileceği yorumlarına yol açtı.
Strateji Değişikliği Sinyali
The New York Times'ın üst düzey askeri yetkililere dayandırdığı habere göre, CENTCOM bünyesindeki özel bir ekip, İran'ın nükleer programı ve bölgedeki vekil güçleri üzerindeki etkisini sınırlamak için alternatif planlar üzerinde çalışıyor. Mevcut yaptırımlar ve askeri yıldırma taktiklerinin yeterli görülmediği belirtilirken, yönetim içinde özellikle İran'ın füze kapasitesi ve insansız hava aracı (İHA) teknolojisindeki ilerlemelerin Washington'u zor durumda bıraktığı ifade ediliyor. Bu kapsamda, siber saldırılardan gizli operasyonlara, ekonomik baskının daha da derinleştirilmesinden bölgesel müttefiklerle koordineli yeni girişimlere kadar geniş bir yelpazede fikirlerin değerlendirildiği aktarılıyor.
Uzmanlar, bu gelişmeyi ABD'nin İran'a yönelik politikasında bir dönüm noktası olarak yorumluyor. Özellikle 2018'de nükleer anlaşmadan çekilme kararının ardından uygulanan "maksimum baskı" politikasının, Tahran'ın taviz vermesini sağlayamadığına dikkat çekiliyor. İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırması, uluslararası toplumun tepkisini çekerken, ABD'nin seçeneklerinin daralmasına neden oluyor.
Askeri Analistlerden "Yaratıcı" Çözümler
Habere göre CENTCOM, analistlerinden İran'ın zayıf noktalarını tespit ederek, geleneksel savaşın dışında kalan "gri bölge" taktiklerine odaklanmalarını istedi. Bu kapsamda, İran'ın ekonomik hedeflerine yönelik siber sabotajlar, deniz ticaret yollarının güvenliğini tehdit eden gizli operasyonlar, bilgi savaşları ve bölgesel istikrarsızlık yaratacak vekil güçlerin desteklenmesi gibi seçenekler masada. Ancak bu tür yöntemlerin uluslararası hukuka aykırılık taşıyabileceği ve ABD'nin bölgedeki müttefikleriyle ilişkilerini zedeleyebileceği endişesi de dile getiriliyor.
Öte yandan, ABD Savunma Bakanlığı'ndan konuya ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı. Ancak Pentagon sözcüsü John Kirby, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, "İran'ın istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerine karşı tüm seçeneklerin masada olduğunu" söylemişti. Bu açıklama, yeni stratejik arayışların bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel Dengeler ve Uluslararası Tepkiler
İran yönetimi ise ABD'nin bu tür planlarına karşı sert uyarılarda bulunuyor. Tahran yönetimi, her türlü saldırıya karşılık vereceğini ve nükleer programından geri adım atmayacağını defalarca vurguladı. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, "ABD'nin yeni maceralara atılması, bölgede kontrol edilemez bir yangına yol açabilir" ifadelerini kullandı.
ABD'nin en yakın müttefikleri arasında yer alan Avrupa ülkeleri ise bu gelişmelerden duydukları rahatsızlığı dile getiriyor. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Sorumlusu Josep Borrell, "Tansiyonun yükselmesi kimseye fayda sağlamaz. Diyalog ve diplomasi yolları açık tutulmalıdır" çağrısında bulundu. Bu açıklamalar, ABD'nin izole kaldığına işaret ederken, uluslararası toplumun İran konusunda bölünmüş olduğunu gösteriyor.
Uzmanlara göre, ABD'nin bu yeni arayışı, aslında bir çıkmazın itirafı niteliği taşıyor. Yıllardır süren yaptırımlar ve askeri baskı, İran'ın bölgedeki etkisini kırmayı başaramadı. Üstelik İran, Rusya ve Çin ile ilişkilerini güçlendirerek uluslararası alanda yalnız kalmadığını gösteriyor. Bu tabloda, Trump yönetiminin "yaratıcı" çözümler bulma girişimi, aslında mevcut politikalardan memnuniyetsizliğin bir göstergesi olarak okunuyor.
Önümüzdeki günlerde ABD'den İran'a yönelik yeni adımların gelmesi beklenirken, Orta Doğu'daki gerginliğin daha da artmasından endişe ediliyor. Ancak uzmanlar, askeri seçeneklerin yanı sıra diplomasi masasının da açık tutulması gerektiğini vurguluyor. Zira tarih, bu tür çıkmazların ancak diyalogla aşılabileceğini gösteriyor.