Son dört yıl, Avrupa ile ABD arasındaki transatlantik ilişkilerin İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemdeki en çalkantılı evresine sahne oldu. NATO ve diğer Batı kurumları çatısı altında müttefik görünen taraflar, ikili düzlemde bir dizi ekonomik ve diplomatik krizle karşı karşıya kaldı. Kamuoyunda ise durum, “ABD İngiltere’yi Kanada ile, İsrail İngiltere’yi Falkland ile, İngiltere de her ikisini Ortadoğu ile dövüyor” şeklindeki esprilerle özetleniyor. Bu şaka, ittifak içi çıkar çatışmalarının geldiği noktayı göstermesi bakımından dikkat çekici.
Transatlantik İlişkilerde Kırılma Noktaları
2018’de ABD’nin çelik ve alüminyum ithalatına getirdiği ek vergiler, Avrupa Birliği’nin misilleme tarifeleriyle karşılık buldu. Ardından dijital hizmet vergisi, havacılık sübvansiyonları ve İran yaptırımları gibi başlıklar masaya yatırıldı. 2020’de COVID-19 salgını, tedarik zincirlerindeki kırılganlığı ortaya çıkarırken, ABD ile Avrupa arasındaki sağlık malzemesi ihracat yasakları güveni daha da sarstı. 2021’de AUKUS savunma paktı, Fransa’nın Avustralya’ya satmayı planladığı denizaltı anlaşmasının iptaliyle sonuçlandı; Paris, Washington’a ilk kez büyükelçisini geri çekti. Bu olay, ittifak içi güvenin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.
2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, transatlantik bağları kısmen onardı; NATO yeniden canlandı, savunma harcamaları arttı. Ancak ABD’nin İklim Değişikliği Yasası (IRA) kapsamındaki sübvansiyonları, Avrupa’nın yeşil teknoloji yatırımlarını ABD’ye kaydırması endişesiyle ciddi bir ticaret anlaşmazlığına yol açtı. ABD’nin Çin’e yönelik çip ihracat kısıtlamaları, Hollanda ve Japonya gibi müttefikleri de etkiledi; Avrupa, kendi sanayi politikasını gözden geçirmek zorunda kaldı.
İngiltere’nin Özel Konumu ve İkili Dengeler
Brexit sonrası İngiltere, ABD ile özel ilişkisini korumaya çalışırken, AB ile ticaret anlaşmazlıkları devam etti. Kuzey İrlanda Protokolü krizi, Londra ile Brüksel arasında yeni gerilimlere neden oldu. ABD Başkanı Joe Biden’ın İngiltere’ye yaptığı ziyaretlerde İrlanda meselesini gündeme getirmesi, Londra’da rahatsızlık yarattı. Öte yandan İngiltere, Falkland Adaları konusunda Arjantin ile yaşadığı tarihsel anlaşmazlıkta ABD’den yeterli desteği görememekten şikâyetçi. İsrail’in İngiltere’ye yönelik eleştirileri ise daha çok İran nükleer anlaşması ve Ortadoğu politikalarındaki farklılıklardan kaynaklanıyor.
İngiltere’nin Ortadoğu’daki askeri varlığı ve Körfez ülkeleriyle ilişkileri, ABD’nin bölgedeki stratejik öncelikleriyle zaman zaman çatışıyor. Özellikle Yemen ve Suriye politikalarında yaşanan görüş ayrılıkları, iki müttefik arasında sessiz bir rekabeti besliyor. İngiltere, ABD’nin İran’a yönelik “maksimum baskı” politikasını desteklemekle birlikte, ticari çıkarlarını korumak için Avrupa ile ortak hareket etmeye çalışıyor.
Ekonomik ve Askeri Yansımalar
Transatlantik gerilimin somut yansımaları, savunma sanayisinde ve ticarette kendini gösteriyor. Avrupa ülkeleri, ABD’ye olan bağımlılığı azaltmak için ortak savunma projelerine yöneldi. Fransa ve Almanya öncülüğündeki Future Combat Air System (FCAS) ve Avrupa Müdahale Gücü gibi girişimler, ABD’den bağımsız hareket etme arayışının ürünü. Ancak bu projelerin finansmanı ve teknolojik yeterlilik konusunda ciddi soru işaretleri var.
Ticaret cephesinde ise ABD ile AB arasındaki mal ticareti 2022’de 1,2 trilyon doları aşarak rekor kırdı; fakat hizmet ticareti ve yatırım akışlarında dalgalanmalar sürüyor. Çin’in yükselişi, her iki tarafı da işbirliğine zorlarken, teknoloji transferi ve veri güvenliği konularında rekabet derinleşiyor.
Geleceğe Dair Belirsizlikler
2024 ABD başkanlık seçimleri, transatlantik ilişkilerin geleceği açısından kritik bir eşik. Eski Başkan Donald Trump’ın yeniden seçilmesi halinde, NATO’ya yönelik eleştirilerin artması ve ticaret savaşlarının yeniden alevlenmesi bekleniyor. Avrupa başkentleri, olası bir “ABD’siz Avrupa” senaryosuna hazırlık yapıyor. Öte yandan, Ukrayna savaşının seyri ve enerji güvenliği, işbirliğini zorunlu kılan unsurlar olarak öne çıkıyor.
Uzmanlar, transatlantik ilişkilerin kurumsal çerçeveden ziyade liderlerin kişisel diplomasisine bağımlı hale geldiğini vurguluyor. Bu durum, ittifakın dayanıklılığını sorgulatıyor. Dört yıl içinde yaşananlar, Batı ittifakının ortak değerler etrafında birleşmekte zorlandığını ve çıkar çatışmalarının ön plana çıktığını gösteriyor. Önümüzdeki dönemde Avrupa’nın stratejik özerklik arayışı ile ABD’nin küresel liderlik iddiası arasındaki denge, transatlantik ilişkilerin seyrini belirleyecek.