Küresel gıda krizinin dünyayı kasıp kavurduğu bir dönemde Türkiye, tarımda adeta tarih yazıyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre son 66 yılın en bereketli yağışlarının görüldüğü bu yıl, hububat üretiminde dev bir sıçrama bekleniyor. Özellikle buğdayda 23 milyon tonluk rekolte hedefi, hasat döneminin başlamasıyla birlikte üreticinin yüzünü güldürüyor. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, bu yılki yağışların uzun yıllar ortalamasının yüzde 40 üzerinde gerçekleştiği ve hububat ekili alanların genişlediği belirtildi.
66 yılın en verimli toprakları
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre geçen yıl buğday üretimi 22,5 milyon ton olarak gerçekleşmişti. Bu yıl ise İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Trakya başta olmak üzere birçok bölgede alınan yüksek verim, 23 milyon tonluk tarihi bir rekora işaret ediyor. Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Prof. Dr. İsmail Göksel, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, “Yağışların yanı sıra uzun süredir uygulanan tohum ve gübre destekleri de verimi artırdı. Toprak analizine dayalı gübreleme ve sertifikalı tohum kullanımı, çiftçimizin yüzünü güldürüyor” ifadelerini kullandı.
Hasadın hızlandığı şu günlerde, biçerdöverler tarlalarda çalışmaya devam ediyor. Konya’nın Cihanbeyli ilçesinde üreticilik yapan Mehmet Ali Yıldız, “Geçen yıla göre dönüm başına verim en az 200 kilo arttı. Yağmur tam zamanında yağdı, bu sene bereketli bir yıl” dedi. Türkiye’nin buğday ambarı olarak bilinen Konya Ovası’nda ortalama verimin dekar başına 600 kilonun üzerine çıkması bekleniyor.
Stoklar ve fiyat istikrarı
Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), bu yılki rekolteyi değerlendirmek ve fiyat istikrarını sağlamak için şimdiden hazırlıklara başladı. TMO Genel Müdürü Ahmet Güldal, “Hedefimiz üreticinin emeğinin karşılığını alması, tüketicinin de uygun fiyatla ekmeğe ulaşması. Bu yıl hem rekolte yüksek hem de kalite iyi. Alım fiyatlarımızı belirlerken girdi maliyetlerini ve dünya fiyatlarını dikkate alacağız” açıklamasını yaptı. Uzmanlar, artan üretimin ekmeklik buğday fiyatlarında aşırı dalgalanmayı önleyeceği görüşünde.
Öte yandan Rusya-Ukrayna savaşının etkisiyle küresel buğday fiyatlarında yaşanan yükseliş, ithalata bağımlı ülkeleri zor durumda bırakırken Türkiye’nin bu yılki olası rekor üretimi, dış alım ihtiyacını azaltarak cari açığa da olumlu yansıyacak. Tarım Ekonomisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Ali Koç, “Türkiye, buğdayda kendine yeterli bir ülke konumunda. Yüksek rekolte sayesinde döviz çıkışımız azalacak, üstelik fazla ürün ihraç edilebilirse ekonomiye önemli katkı sağlanır” diye konuştu.
Hasat takvimi ve bölgesel farklılıklar
İklim koşullarına bağlı olarak hasat, güney bölgelerden başlayıp kuzeye doğru ilerliyor. Çukurova’da haziran başında başlayan hasat, şimdi İç Anadolu’da yoğunlaştı. Ege ve Marmara’da ise temmuz ayının sonuna doğru hasadın tamamlanması bekleniyor. Bölgelere göre verim farklılıkları olsa da genel tablonun olumlu olduğu belirtiliyor. Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin gibi Güneydoğu illerinde de yağışlar sayesinde buğday verimi geçen yıla oranla yüzde 30 arttı.
Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü de sulama yatırımlarının bu başarıdaki rolüne dikkat çekiyor. Son yıllarda hizmete giren barajlar ve sulama kanalları, kurak geçen yıllarda bile üretimin sürekliliğini sağlıyor. DSİ verilerine göre, 2021 yılında 65 bin hektar olan modern sulamaya açılan alan, 2023’te 150 bin hektara çıktı.
Küresel bağlam ve Türkiye’nin rolü
Rekoltedeki bu artış, sadece ülke içi tüketim için değil, aynı zamanda bölgesel gıda güvenliği için de kritik önem taşıyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre dünya genelinde buğday stokları 2023’te son 10 yılın en düşük seviyesine gerilemişti. Bu ortamda Türkiye’nin üretim fazlası, özellikle yakın coğrafyadaki ihtiyaç sahibi ülkelere ihraç edilebilir. Ancak uzmanlar, üreticinin elinde kalan ürünün değerlendirilmesi için TMO’nun alım politikalarının ve lisanslı depoculuğun yaygınlaştırılmasının önemine vurgu yapıyor.
Çiftçi, bu yılki bereketin sürmesini dilerken asıl önemli faktörün iklim değişikliği olduğunu unutmamak gerekiyor. Küresel ısınma ve ani iklim sapmaları, uzun vadede bu verimlilik grafiğini tersine çevirebilir. Bu nedenle bilimsel tarım tekniklerine yatırım yapmak, su kaynaklarını verimli kullanmak ve yerli tohum çeşitlerini korumak, Türkiye’nin tarımsal geleceği için hayati olacak.