YENİ Parti Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Osman Kavala’nın yeniden yargılanma ve tahliye taleplerini reddetmesine sert tepki gösterdi. Tanrıkulu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, kararın Anayasa’ya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) ve Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerine aykırı olduğunu belirterek, “AİHM kararlarının gereği yerine getirilmeli” dedi.
Kararın Hukuki Dayanağı Tartışmalı
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Osman Kavala’nın avukatları tarafından yapılan yeniden yargılama ve tahliye taleplerini oy çokluğuyla reddetti. Mahkeme, Kavala’nın tutukluluk halinin devamına karar verirken, dosyadaki delillerin ve kaçma şüphesinin bulunduğunu öne sürdü. Ancak bu karar, Kavala’nın 2017’den bu yana tutuklu bulunması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2019’daki ihlal kararına rağmen tahliye edilmemesi nedeniyle hukuk çevrelerinde ve siyasi arenada geniş yankı uyandırdı.
Tanrıkulu: “Karar Hukuka ve Vicdana Aykırı”
Sezgin Tanrıkulu, kararın ardından yaptığı yazılı açıklamada, “Osman Kavala’nın yeniden yargılanma ve tahliye taleplerinin reddedilmesi, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmeler iç hukukun üstündedir. AİHM’in Kavala kararı açıkça uygulanmamaktadır. Bu durum, Türkiye’nin uluslararası alanda güvenilirliğine zarar vermektedir” ifadelerini kullandı.
Tanrıkulu, ayrıca kararın yargı bağımsızlığına gölge düşürdüğünü savunarak, “Yargı organları, siyasi iktidarın baskısı altında değil, sadece hukuka ve vicdana göre karar vermelidir. Osman Kavala’nın tutukluluğu, hukuki değil siyasi bir meseledir. Bu tutum, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği ile ilişkilerimizi de olumsuz etkilemektedir” dedi.
Uluslararası Yükümlülükler ve AİHM Kararları
Türkiye, Avrupa Konseyi üyesi olarak AİHM kararlarına uymakla yükümlü. AİHM, 2019 yılında Osman Kavala’nın tutukluluğunun “özgürlük ve güvenlik hakkını” ihlal ettiğine hükmetmiş ve derhal tahliyesine karar vermişti. Ancak Türkiye, kararı uygulamayarak Kavala’yı tutuklu tutmaya devam etti. AİHM, 2022’de Türkiye’yi ikinci kez ihlal nedeniyle mahkûm etti ve dosyayı Bakanlar Komitesi’ne taşıdı. Bakanlar Komitesi, Türkiye’ye kararın uygulanması için süre verdi, ancak somut bir adım atılmadı.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) ve çeşitli uluslararası kuruluşlar, Türkiye’yi AİHM kararlarını uygulamaya çağırdı. Tanrıkulu’nun tepkisi, bu çağrıların yankısı niteliğinde. Hukukçular, AİHM kararlarının uygulanmamasının Türkiye’nin uluslararası itibarını zedelediğini ve ülkenin yargı sistemine olan güveni sarstığını belirtiyor.
Osman Kavala Davasının Arka Planı
Osman Kavala, 2017’den bu yana Gezi Parkı protestoları ve 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili suçlamalarla tutuklu bulunuyor. Kavala, 2020’de beraat etmiş ancak karar hemen ardından yeniden tutuklanmıştı. AİHM, Kavala’nın tutukluluğunun “siyasi saiklerle” olduğunu ve muhalefeti bastırmaya yönelik olduğunu vurgulamıştı. Kavala’nın avukatları, müvekkillerinin yeniden yargılanması ve tahliyesi için defalarca başvuruda bulundu, ancak mahkeme bu talepleri reddetti.
Sezgin Tanrıkulu’nun açıklamaları, muhalefetin yargı bağımsızlığı ve temel haklar konusundaki endişelerini yansıtıyor. Tanrıkulu, “Bu karar, Türkiye’nin taraf olduğu AİHS’nin 5. ve 6. maddelerine açık bir aykırılıktır. Yargı, siyasi talimatlarla hareket etmemelidir. AİHM kararlarının gereği yerine getirilmeli, Osman Kavala derhal serbest bırakılmalıdır” diye konuştu.
Siyasi ve Toplumsal Yansımalar
Osman Kavala davası, Türkiye’de yargı bağımsızlığı tartışmalarının merkezinde yer alıyor. Muhalefet partileri, hükümeti hukuk devleti ilkelerini ihlal etmekle suçlarken, iktidar kanadı yargıya müdahale edilmediğini savunuyor. Tanrıkulu’nun açıklamaları, önümüzdeki günlerde TBMM gündemine taşınabilir. Ayrıca, uluslararası kuruluşların Türkiye’ye yönelik baskıları artırabileceği değerlendiriliyor.
Hukukçu ve siyaset bilimciler, AİHM kararlarının uygulanmamasının Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecine de olumsuz etki edeceğini belirtiyor. Avrupa Komisyonu’nun son ilerleme raporunda, yargı bağımsızlığı ve temel haklar konusunda ciddi gerileme olduğu ifade edilmişti. Tanrıkulu’nun tepkisi, bu eleştirilerin somut bir yansıması olarak okunabilir.
Sonuç olarak, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı, Türkiye’de hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Sezgin Tanrıkulu’nun çağrısı, AİHM kararlarının uygulanması ve Osman Kavala’nın tahliyesi yönünde. Kamuoyu, yargının bundan sonraki adımlarını ve hükümetin uluslararası yükümlülüklerini yerine getirip getirmeyeceğini yakından takip ediyor.