Boşanma aşamasında olduğu Yunus Elik tarafından öldürülen Suzan Elik'in cinayetine ilişkin dava, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada ertelendi. Müştekiler, Suzan Elik'in uzun süredir ölüm tehditleri aldığını ve koruma kararlarının kâğıt üzerinde kaldığını belirtti. Duruşmada sanık müdafiinin kullandığı 'aile meclisi' ifadesi tartışmalara neden oldu.
Duruşmada Yaşananlar
Duruşmaya tutuklu sanık Yunus Elik ile müştekiler ve avukatları katıldı. Müştekiler, Suzan Elik'in defalarca ölüm tehdidi aldığını ancak yetkililerin gerekli önlemleri almadığını ifade etti. Bir müşteki, 'Koruma kararı çıkarıldı ama neredeyse hiçbir gün uygulanmadı. O kâğıt üzerinde kaldı' dedi. Sanık müdafii ise cinayetin 'aile meclisi' kararıyla işlendiğini öne sürerek tepki çekti. Mahkeme, eksik hususların giderilmesi için duruşmayı erteledi.
Kadın Örgütlerinden Tepki
Duruşma öncesinde adliye önünde toplanan kadın örgütleri, koruma kararlarının etkin uygulanmamasını protesto etti. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu adına konuşan bir aktivist, 'Her gün bir kadın öldürülüyor ve failler cezasız kalıyor. Koruma kararları sadece kâğıt üzerinde kalıyor. Yetkilileri göreve çağırıyoruz' ifadelerini kullandı. Açıklamada, kadın cinayetlerinin önlenmesi için caydırıcı cezalar ve etkili koruma mekanizmaları talep edildi.
Olayın Arka Planı
Suzan Elik, geçen yıl boşanma aşamasında olduğu eşi Yunus Elik tarafından İstanbul'da sokak ortasında bıçaklanarak öldürülmüştü. Olayın ardından yakalanan Yunus Elik, 'kasten öldürme' suçlamasıyla tutuklanmıştı. Suzan Elik'in daha önce polise başvurarak koruma talep ettiği ancak başvurusunun sonuçsuz kaldığı öğrenildi. Aile, Suzan'ın defalarca ölüm tehdidi aldığını ve yetkililere bildirdiğini ancak önlem alınmadığını iddia etti.
Bağımsız Değerlendirme
Suzan Elik davası, Türkiye'de kadına yönelik şiddetle mücadeledeki yapısal sorunları bir kez daha gündeme getirdi. Koruma kararlarının uygulanmaması ve 'aile meclisi' gibi ifadelerin yargı sürecinde kullanılması, kadın cinayetlerinin meşrulaştırılmasına hizmet ediyor. Bu dava, yalnızca bir kadının öldürülmesinin ötesinde, hukuk sisteminin kadınları korumadaki başarısızlığının bir sembolü haline gelmiştir. Toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde köklü bir reform yapılmadıkça, bu tür trajedilerin önlenmesi mümkün görünmemektedir.