Suudi Arabistan'ın, Yemen'deki Husi güçlerine karşı haftalar içerisinde yeni bir askeri taarruz başlatma hazırlığında olduğu iddia edildi. İddiaya göre Riyad yönetimi, Husilerin kontrolüne geçen Bab el-Mandeb Boğazı'nı geri almayı ve Kızıldeniz'de aksayan denizcilik faaliyetlerini yeniden güvence altına almayı hedefliyor. Planlanan operasyon kapsamında 100 binden fazla Yemenli'nin seferber edilebileceği öne sürüldü.
Stratejik Hedef: Bab el-Mandeb Boğazı
Bab el-Mandeb Boğazı, Kızıldeniz ile Aden Körfezi'ni birbirine bağlayan ve dünya deniz ticaretinin yaklaşık %10'unun geçtiği kritik bir su yoludur. Husi güçlerinin 2014 yılından bu yana Yemen'in başkenti Sanaa ve çevresini kontrol etmesi, boğazdaki seyrüsefer güvenliğini tehlikeye atmış durumda. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, 2015'ten bu yana Husilere karşı operasyonlar düzenliyor ancak bölgede kalıcı bir istikrar sağlanamadı. Son dönemde Husi saldırıları nedeniyle Kızıldeniz'de birçok uluslararası nakliye şirketi rotasını değiştirmek zorunda kaldı; bu durum küresel tedarik zincirinde gecikmelere ve maliyet artışlarına yol açtı.
Seferberlik İddiası ve Askeri Hazırlıklar
İsmi açıklanmayan kaynaklara dayandırılan bilgilere göre, Suudi Arabistan yönetimi Yemen'deki yerel aşiret güçlerini ve müttefik milisleri bir araya getirerek geniş kapsamlı bir kara harekatı planlıyor. Bu kapsamda 100 binden fazla Yemenli'nin silah altına alınabileceği belirtiliyor. Operasyonun hedefi, Bab el-Mandeb Boğazı'nın doğu yakasındaki stratejik noktaları Husi kontrolünden kurtarmak ve deniz ticaret hattını yeniden açmak. Suudi yetkililer henüz konuya ilişkin resmi bir açıklama yapmadı. Ancak bölgedeki istihbarat raporları, son haftalarda Suudi sınır bölgelerine askeri yığınak yapıldığını ve lojistik sevkiyatın arttığını gösteriyor.
Uluslararası Denklem ve Olası Yansımalar
Yemen'deki savaş, bölgesel ve küresel güçlerin dahil olduğu bir vekalet savaşına dönüşmüş durumda. Suudi Arabistan'a ABD, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer körfez ülkeleri destek verirken; Husi güçleri İran'dan askeri ve finansal yardım aldığı iddialarıyla gündemde. Olası bir geniş çaplı taarruz, İran ile Suudi Arabistan arasındaki gerilimi daha da artırabilir ve Kızıldeniz'de yeni bir çatışma dalgasını tetikleyebilir. Birleşmiş Milletler ve uluslararası yardım kuruluşları, Yemen'de zaten dünyanın en büyük insani krizlerinden birinin yaşandığına dikkat çekerek, yeni bir askeri harekatın milyonlarca sivilin hayatını daha da zorlaştıracaı uyarısında bulunuyor.
Suudi Arabistan'ın böyle bir operasyonu başlatması halinde, Husilerin de misilleme olarak Suudi topraklarına ve Körfez'deki petrol tesislerine yönelik saldırıları artırması bekleniyor. Bu durum, küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara ve petrol fiyatlarında yükselişe neden olabilir. Ayrıca, Yemen'deki insani yardım koridorlarının kapanması riski, uluslararası toplumun tepkisini çekecektir.
Arka Plan: Yıllardır Süren Çatışma
Yemen'de 2014 yılında Husi güçlerinin başkent Sanaa'yı ele geçirmesiyle başlayan çatışmalar, 2015'te Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun müdahalesiyle uluslararası bir boyut kazandı. Yıllar içinde on binlerce sivil hayatını kaybetti, milyonlarca kişi yerinden edildi. BM'ye göre Yemen, dünyanın en kötü insani krizlerinden biriyle karşı karşıya; nüfusun %80'i insani yardıma muhtaç durumda. Bab el-Mandeb Boğazı'nın Husi kontrolüne geçmesi, Suudi Arabistan'ın Kızıldeniz'deki ticari ve askeri hareketliliğini ciddi şekilde kısıtladı. Riyad yönetimi, boğazın güvenliğini sağlamayı ulusal güvenlik meselesi olarak görüyor.
Son aylarda Husilerin İsrail bağlantılı gemilere yönelik saldırıları, Kızıldeniz'de uluslararası deniz trafiğini durma noktasına getirdi. ABD ve İngiltere, Husi hedeflerine yönelik hava saldırıları düzenledi ancak kalıcı bir çözüm sağlanamadı. Şimdi Suudi Arabistan'ın devreye girerek kara harekatıyla boğazı geri almayı planladığı iddiası, bölgede tansiyonu daha da yükseltmiş durumda.
Bu noktada, Suudi Arabistan'ın olası bir taarruzunun yalnızca askeri değil, aynı zamanda diplomatik ve insani sonuçları da olacaktır. Uluslararası toplumun, Yemen'deki krize kalıcı bir siyasi çözüm bulunması yönündeki çağrılarına rağmen, tarafların askeri seçeneklere yönelmesi, barış umutlarını zayıflatıyor. Önümüzdeki haftalarda atılacak adımlar, Yemen'in ve bölgenin geleceğini belirleyebilir.