7 Ekim 2023'te başlayan Gazze çatışmalarının ardından İngiltere ve Almanya'nın İsrail'e verdiği destek, yalnızca diplomatik kınamalarla sınırlı kalmadı; askeri ve istihbarati alanlarda da görünür biçimde arttı. Ancak uzmanlara göre bu destek, İsrail'in Suriye'deki askeri operasyonlarını da kapsayacak şekilde genişledi. Peki, bu iki Avrupa ülkesi, İsrail'i Suriye'ye saldırması için doğrudan veya dolaylı olarak teşvik mi etti? Bu sorunun yanıtı, Orta Doğu'daki güç dengelerini yeniden şekillendiren son gelişmelerde aranıyor.
Destekten Teşvike: İngiltere ve Almanya'nın Artan Angajmanı
Londra ve Berlin'in İsrail'e olan bağlılığı, 7 Ekim sonrası dönemde yalnızca söylemde kalmadı. Almanya, İsrail'e askeri teçhizat sevkiyatını hızlandırarak savunma sanayii iş birliğini derinleştirdi. İngiltere ise istihbarat paylaşımını artırdı ve Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne ait keşif uçaklarının bölgedeki uçuşlarını yoğunlaştırdı. Bu somut adımlar, Batı'nın İsrail'in güvenliğine verdiği önceliğin bir göstergesi olarak yorumlandı. Ancak asıl dikkat çeken, bu desteğin İsrail'in Suriye'deki hava saldırılarını ve kara operasyonlarını kapsayacak şekilde genişlemesi oldu. Özellikle İngiltere'nin, Suriye'deki hedeflere yönelik istihbarat sağladığına dair iddialar, basında geniş yer buldu.
Batı Şeria'da Fiili Katılım: Almanya'nın Koloni Politikasındaki Rolü
Almanya'nın desteğinin bir diğer boyutu ise Batı Şeria'daki İsrail yerleşimlerine verdiği lojistik ve mali destek. Almanya, uluslararası hukuka aykırı olan bu yerleşimlerde kullanılan altyapı projelerine finansman sağlamakla suçlanıyor. Bu fiili katılım, Almanya'nın Filistinlilere yönelik politikasının, İsrail'in genişlemeci politikalarıyla ne kadar iç içe geçtiğini gözler önüne seriyor. Bu durum, Almanya'nın sadece savunma alanında değil, aynı zamanda işgal politikalarını meşrulaştırma noktasında da İsrail'e kışkırtıcı bir zemin hazırladığı eleştirilerini beraberinde getiriyor.
Suriye'deki Operasyonların Perde Arkası
İsrail'in Suriye'deki operasyonları, özellikle İran destekli milis grupları ve Lübnan Hizbullah'ı hedef alıyor. Tel Aviv, bu grupların Suriye üzerinden silah sevkiyatı yaptığını ve İsrail'e tehdit oluşturduğunu iddia ediyor. Bu gerekçelerle son iki yılda yüzlerce hava saldırısı düzenlendi. Ancak bu saldırıların zamanlaması ve yoğunluğu, uluslararası toplumun dikkatini çekiyor. Bazı analistler, İngiltere ve Almanya'nın açık desteğinin, İsrail'in bu operasyonlarda daha cesur davranmasına yol açtığını savunuyor. Özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde yapılan oylamalarda sergilenen tutum, bu iki ülkenin İsrail'e sınırsız bir hareket alanı tanıdığını gösteriyor.
Uluslararası Hukuk ve İnsani Boyut
Suriye'ye yönelik saldırılar, uluslararası hukuk açısından ciddi tartışmalara neden oluyor. Egemen bir devletin topraklarına yapılan askeri müdahaleler, ancak meşru müdafaa veya Birleşmiş Milletler kararıyla hukuka uygun hale gelebiliyor. İsrail'in Suriye'deki saldırıları ise bu iki koşulu da sağlamıyor. Bu durum, İngiltere ve Almanya'nın hukuki sorumluluğunu da gündeme getiriyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) İsrail hakkında yürüttüğü soruşturma, bu ülkelerin desteğinin de mercek altına alınmasına yol açabilir. Öte yandan, Suriye'deki sivil kayıpların artışı, bu desteğin insani sonuçlarına dikkat çekiyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, son bir yılda Suriye'de İsrail saldırılarında yüzlerce sivil hayatını kaybetti, on binlerce kişi yerinden edildi.
Küresel Güç Mücadelesi ve Bölgesel Etkiler
İngiltere ve Almanya'nın İsrail'e verdiği destek yalnızca Orta Doğu'yu ilgilendirmiyor. Bu durum, Rusya ve Çin'in bölgedeki nüfuzunu artırma çabalarıyla da bağlantılı. Moskova, Suriye'deki askeri varlığını kullanarak Batı'nın bu politikalarına karşı koymaya çalışıyor. Pekin yönetimi ise Filistin davasına verdiği destekle Arap kamuoyunu kendi tarafına çekmeye çalışıyor. Bu jeopolitik rekabet, Orta Doğu'daki çatışmaların çözümünü daha da güçleştiriyor. Bölgedeki istikrarsızlık, sadece bölge ülkelerini değil, küresel enerji güvenliğini ve göç hareketlerini de etkiliyor. Bu nedenle, İsrail'in Suriye'deki saldırıları ve Batı'nın desteği, sadece bir bölgesel mesele olmanın ötesine geçmiş durumda.
Sonuç olarak, İngiltere ve Almanya'nın İsrail'e verdiği koşulsuz destek, Tel Aviv'in Suriye dahil bölgede daha agresif bir politika izlemesine zemin hazırlıyor. Bu destek olmadan İsrail'in bu denli kapsamlı askeri operasyonlar yürütmesi güç görünüyor. Ancak bu tutum, her iki ülkenin uluslararası hukuka bağlılığını ve Orta Doğu'da barışı sağlama iddiasını da ciddi biçimde zaafa uğratıyor. Kalıcı bir çözümün önündeki en büyük engellerden biri, bu tür tek taraflı desteklerin sürmesidir. Orta Doğu'daki çatışmaların sona ermesi, ancak tüm tarafların eşit mesafede durduğu adil bir uluslararası yaklaşımla mümkün olabilir.