Türkiye'nin gündeminde son günlerde önemli bir tartışma var: Süleymancılar olarak bilinen Süleyman Hilmi Tunahan cemaatine yönelik bir operasyon mu yapılıyor? Bazı çevrelerce 'yeni FETÖ' olarak nitelendirilen bu cemaat, devletin yargı ve emniyet birimlerinin hedefinde mi? Bu soruların cevabını bulmak için 2013 yılına uzanmak gerekiyor. O yıl, Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığına başladığım dönemde, Türkiye'nin siyasi atmosferine bağlı olarak 'modern cemaatler' üzerine bir dizi yazı kaleme almıştım. İşte o yazılarda gündeme getirdiğim tespitler, bugünkü tartışmaların zeminini oluşturuyor.
Modern cemaatler ve devletin yaklaşımı
2013 yılında, Türkiye'de cemaatlerin toplumsal ve siyasi hayattaki rolü yeniden şekilleniyordu. O dönem, özellikle FETÖ'nün kamu kurumlarına sızması ve 17-25 Aralık darbe girişimi sonrasında cemaatler üzerindeki tartışmalar yoğunlaşmıştı. Ben de o yazılarımda, 'modern cemaat' kavramını ele alırken, bu yapıların eski tarikatlardan farklı olarak siyasi ve ekonomik güç elde etmeye odaklandığını vurgulamıştım. Günümüzde Süleymancılar hakkında yapılan yorumlar, işte o modern cemaat tartışmasının bir devamı olarak değerlendirilebilir.
Operasyon iddiaları neye dayanıyor?
Son günlerde basında, Süleymancılar'a yönelik gizli bir operasyon yürütüldüğü iddiaları yer alıyor. Bu iddiaların temelinde, cemaate yakın isimlerin bazı kamu kurumlarında tasfiye edildiği ve cemaatin ekonomik kaynaklarının kurutulmaya çalışıldığı yönündeki haberler var. Özellikle eğitim kurumları ve öğrenci yurtları üzerinden faaliyet gösteren Süleymancılar, geçmişte de benzer iddialarla gündeme gelmişti. Ancak bu kez iddiaların daha organize bir şekilde dillendirilmesi, 'yeni FETÖ' nitelemesini beraberinde getiriyor.
Yetkililerden ise konuya ilişkin net bir açıklama gelmiş değil. Ancak kulis bilgilerine göre, devlet içindeki bazı birimler, Süleymancılar'ın FETÖ benzeri bir yapılanmaya girdiği tezi üzerinde çalışıyor. Bu tez, cemaatin özellikle polis ve yargı içindeki etkisine işaret ediyor. Ancak Süleymancılar'ın tarihsel olarak devletle ilişkisi FETÖ'den farklı bir seyir izlemiştir.
Geçmişten bugüne Süleymancılar
Süleymancılar, 1959 yılında vefat eden Süleyman Hilmi Tunahan'ın takipçileri olarak bilinir. Cemaat, eğitim ve yurt faaliyetleriyle öne çıkmış, özellikle orta ve alt gelir gruplarına yönelik manevi eğitim ve barınma hizmetleri sunmuştur. 1980'lerden itibaren siyasi iktidarlarla iyi ilişkiler kurmuş, kimi dönemlerde açık destek vermiştir. 1980 darbesi sonrasında milli eğitim politikalarıyla uyumlu hareket etmiş, 2000'li yıllarda ise AK Parti döneminde bazı üyeleri belediye ve bakanlık kademelerinde görev almıştır.
Ancak 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında, tüm cemaatler gibi Süleymancılar da yeniden sorgulanmaya başladı. FETÖ'nün darbe girişiminin ardından devlet, cemaatle mücadele stratejilerini genişletti. Bu süreçte Süleymancılar'ın kimi üyeleri de gözaltına alındı, ancak cemaat doğrudan FETÖ ile ilişkilendirilmedi.
Yeni FETÖ nitelemesi ne kadar gerçekçi?
'Yeni FETÖ' nitelemesi, akademik ve siyasi çevrelerde tartışmalı bir konu. Zira FETÖ'nün devlet içinde kurduğu paralel yapılanma, Süleymancılar'ınkiyle kıyaslanamayacak kadar geniş ve organize bir faaliyet alanına sahipti. Süleymancılar, daha çok toplumsal tabanı ve dini hizmetlerle öne çıkan bir cemaat olarak bilinir. Ancak son yıllarda yurt dışındaki okullar ve üniversiteler aracılığıyla uluslararası bir ağ kurdukları belirtiliyor.
Uzmanlara göre, devletin cemaatlere yönelik bu tür teyakkuz halinde olması, FETÖ tecrübesinin bir sonucu olarak 'önleyici' bir nitelik taşıyor. Hükümetin bazı çevrelerce sivil toplumu baskılama girişimi olarak yorumlanabilecek bu adımlar, aslında terör örgütlerinin devlet yapısına sızmasını engellemek için atılmış gibi görünüyor. Ancak bu süreçte masum insanların mağdur edilmemesi ve hukuki süreçlerin şeffaf yürütülmesi büyük önem taşıyor.
Sonuç yerine
Süleymancılara yönelik operasyon iddiaları, aslında Türkiye'nin cemaatlerle imtihanının yeni bir aşaması. FETÖ'nün yaşattığı travma, devletin tüm sivil toplum kuruluşlarına ve dini gruplara şüpheyle yaklaşmasına neden oldu. Bu durum, demokratik meşruiyet ve hukuk devleti ilkeleriyle çelişme riski taşıyor. Cemaatlerin faaliyetlerinin şeffaf bir zeminde yürütülmesi ve devletin denetiminin açık kurallarla belirlenmesi, hem bu tür tartışmaları azaltacak hem de Türkiye'nin demokratik olgunluğunu pekiştirecektir. Gelişmeleri takip edip, verileri analiz ederek bu konudaki değerlendirmelerimizi güncellemeye devam edeceğiz.