1964-66 dönemini öğrenci, 1966-80 dönemini gazeteci olarak yaşayan Şükran Soner, İstanbul'un kayda değer tüm gençlik, öğrenci-işçi olaylarının en göbeğinde yer aldı. Yıllar sonra, bu tanıklıkları paylaşmanın toplumsal bir sorumluluk olduğunu düşündü. İşte Şükran Abla'nın, adını yıllar sonra duyuran bir kumpasa tanıklık ettiği o günlerin hikayesi.
Öğrencilik Yılları: 1964-66
Şükran Soner, 1964 yılında İstanbul Üniversitesi'nde öğrenciydi. Türkiye'nin çalkantılı dönemlerinde, üniversite kampüsleri adeta birer politik arenaya dönüşmüştü. Soner, o yıllarda sol görüşlü öğrenci hareketlerinin içinde yer aldı. 1965'teki Anayasa Mahkemesi'nin bazı kararları, üniversite gençliğini sokağa döktü. Soner, o günlerde yaşanan polis müdahalelerine, gözaltılara ve dayanışma eylemlerine tanıklık etti. Özellikle 1965 yılındaki bazı olaylarda, öğrenci liderlerinin hedef gösterilerek yargılandığını, bazılarının ise kumpaslarla susturulmaya çalışıldığını belirtiyor.
Gazetecilik Yılları: 1966-80
1966'da bir akşam gazetesinde muhabir olarak işe başlayan Soner, kısa sürede İstanbul'un en hareketli haberlerinin peşinde koşmaya başladı. 1968 öğrenci hareketleri, işçi grevleri, 1970'li yılların sağ-sol çatışmaları... Hepsinin ilk tanığıydı. 1971 muhtırası sonrası yaşanan baskılar, gazetecilik yapmayı zorlaştırıyordu. 1975'te ise kritik bir olay yaşandı: Bir öğrenci lideri hakkında hazırlanan sahte belgelerle açılan dava, Soner'in gündemine oturdu. Mahkemede takipsizlik kararı verildiğini iddia eden Soner, bu süreçte meslektaşlarının işten atılmalarına, tutuklanmalarına şahit oldu. 1978'de ise bir sendika bürosunda çıkan yangında, dokümanların yakılmış olması kumpas iddialarını güçlendirdi.
Kumpasın Belgesi: 1979 Davası
Şükran Soner'in anlattığı en önemli olaylardan biri, 1979 yılında görülen bir davada ortaya çıkan bir belgedir. Bir öğretim üyesinin, hakkında uydurma suçlamalarla gözaltına alınması, ardından ifadesinin çarpıtılması Soner tarafından izlendi. Mahkeme dosyasına giren bir ifade tutanağında, öğretim üyesinin suç sayılan sözleri sarf ettiğinin yazıldığını ancak gerçekte böyle bir şey olmadığını gördü. Soner, bu tutanağı fark ettiğinde şunları söylüyor: "Mesleğimin gereği olarak arşiv taraması yapıyordum. O dönemde benzer kumpasların ne kadar yaygın olduğunu biliyorum. Bu belgeyi sakladım, ileride gerektiğinde kullanmak üzere." Bu belge, yıllar sonra 2010'larda açılan bazı davalarda kanıt olarak sunuldu.
Bağımsız Değerlendirme
Şükran Soner'in anıları, Türkiye'nin darbe dönemlerinde, hukuk sisteminin nasıl işletildiğine dair önemli birer tanıklık. Bu tür kumpasların, sadece sol hareketlere yönelik olmadığını, zamanla farklı kesimlere de uygulandığını hatırlatıyor. Soner'in "Her zaman adalet için meslek etiği önceliğimdi" sözü, gazetecilik tarihimizdeki onurlu duruşlardan biri olarak yerini alıyor. Bu tanıklıklar, geçmişle yüzleşmek ve demokratik hukuk devletini inşa etmek adına gelecek nesillere ışık tutuyor.