Gazze'de devam eden soykırımın delillerini karartmaya çalışan İsrail yönetimi, hem fiziksel hem sanal dünyada kapsamlı bir imha operasyonu yürütüyor. İsrail ordusu, bombaladığı binaların enkazlarını kamyonlarla taşıyarak toplu mezarları ortadan kaldırmaya çalışırken, sosyal medya platformlarında da Filistinlilere yönelik bir dijital soykırım uygulanıyor. Bu çifte karartma stratejisi, uluslararası toplumun tepkisini çekerken, soykırımın belgelenmesini engellemeye yönelik sistematik bir çaba olarak değerlendiriliyor.
Enkazlar kamyonlarla taşınıyor
İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nde yürüttüğü saldırılarda yerle bir ettiği mahallelerin enkazlarını büyük kamyonlar aracılığıyla bilinmeyen bölgelere taşıyor. Bu operasyonla, altında kalan cesetlerin ve soykırımın fiziksel kanıtlarının yok edilmesi amaçlanıyor. Gazze'deki sivil savunma ekipleri, enkaz altından çıkarılan ceset sayılarının resmi rakamların çok üzerinde olduğunu ve İsrail'in bu enkazları taşıyarak gerçek ölü sayısını gizlemeye çalıştığını belirtiyor. İsrail yönetimi ise bu iddiaları reddederken, enkaz taşıma işleminin 'güvenlik gerekçeleriyle' yapıldığını öne sürüyor.
İsrail'in bu enkaz imha operasyonları, Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri tarafından savaş suçu olarak nitelendiriliyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) soykırım iddialarına ilişkin soruşturması sürerken, İsrail'in delil karartma çabaları, mahkemenin işini zorlaştırıyor. Uluslararası hukuk uzmanları, enkazların taşınmasının ve imha edilmesinin, savaş suçlarının soruşturulmasını engelleme suçu kapsamına girebileceğine dikkat çekiyor.
Dijital soykırım: Sosyal medyada sessizlik
İsrail, fiziksel delilleri yok etmenin yanı sıra sanal dünyada da Filistinlilere yönelik yoğun bir dijital karartma uyguluyor. Sosyal medya platformları, İsrail yanlısı lobi gruplarının baskısıyla Filistin içeriklerini sansürlüyor, hesapları kapatıyor ve Gazze'den gelen haberleri gizliyor. Özellikle Instagram ve TikTok gibi platformlarda Filistinli gazetecilerin hesaplarına erişim engelleri getirilirken, soykırım görüntüleri 'yanıltıcı bilgi' etiketiyle kısıtlanıyor.
Bu dijital soykırım politikası, Filistinlilerin sesini dünyaya duyurmasını engelliyor. Gazze'deki gazetecilerin çektiği görüntüler, platformlar tarafından çıkarılmadan önce milyonlarca kişiye ulaşabiliyor; ancak bu görüntülerin kalıcı olması ve arşivlenmesi neredeyse imkansız hale geliyor. İnsan hakları örgütleri, bu durumun soykırımın belgelenmesini engellediğini ve gelecekteki yargılamalar için kritik delillerin kaybolmasına yol açtığını vurguluyor. Dijital aktivistler, platformlara karşı boykot çağrıları yaparken, alternatif platformlarda içerik paylaşmaya çalışanlar ise doxing ve tehditlere maruz kalıyor.
Uluslararası toplumdan tepkiler
İsrail'in bu çifte karartma stratejisi, uluslararası kamuoyunda büyük tepki çekiyor. Birçok ülke, İsrail'in delil imha ettiği yönündeki iddiaları kınarken, bağımsız gazetecilerin Gazze'ye girişine izin verilmesi çağrıları yapıyor. Ancak İsrail, gazetecilere ve insan hakları araştırmacılarına bölgeye erişim izni vermiyor. Bu durum, bağımsız doğrulama mekanizmalarını devre dışı bırakıyor ve soykırımın gerçek boyutunun belirlenmesini engelliyor.
Filistinliler ise bu dijital dayatmalara karşı direniş gösteriyor. Sanal ağlarda VPN kullanarak engelleri aşmaya çalışan aktivistler, hashtag kampanyalarıyla farkındalık yaratmaya çalışıyor. Ancak sosyal medya algoritmaları, Filistin yanlısı içerikleri hızla tespit edip kısıtlıyor. Bu dijital kuşatma, Filistinlilerin bilgiye erişim hakkını da ihlal ediyor.
Sonuç olarak, İsrail'in soykırım delillerini hem fiziksel hem de dijital alanda yok etme çabaları, uluslararası hukuk çerçevesinde ağır suçlar oluşturuyor. Bu delillerin yok edilmesi, yalnızca bugünün değil, geleceğin hesap verebilirlik süreçlerini de tehdit ediyor. Dünya, Filistinlilerin sesini duyurmak için alternatif yollar geliştirirken, İsrail'in bu perdeleme politikası, soykırımın tanınmasını geciktirse de gerçekleri değiştirmiyor.