Gazetecilerden haber kuruluşlarına, hak savunucularından çeşitli kurum ve kişilere kadar birçok sosyal medya hesabına peş peşe erişim engeli getirilmesi, ifade özgürlüğü tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Avukat Mustafa Atahan Öztürk, engellemelerin tamamının ölçülülük ilkesine aykırı olduğunu vurgulayarak, "Özgürlük dar bir alana sıkıştırılmaya çalışılıyor" dedi.
Erişim Engelleri Peş Peşe Geldi
Son günlerde sosyal medya platformlarında faaliyet gösteren çok sayıda hesap, erişim engeliyle karşılaştı. Aralarında gazeteciler, haber kuruluşları, hak savunucuları ve sivil toplum kuruluşlarının da bulunduğu hesaplara yönelik engelleme kararları, kısa süre içinde art arda uygulandı. Kararların gerekçeleri net olarak açıklanmazken, engellemelerin sistematik bir hal aldığı yönünde eleştiriler yükseliyor.
Konuyu Cumhuriyet'e değerlendiren Avukat Mustafa Atahan Öztürk, erişim engellerinin hukuki boyutunu ve demokratik toplum düzeni açısından taşıdığı riskleri ele aldı. Öztürk, "Hesapların tamamının engellenmesi, Anayasa'da güvence altına alınan ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğüyle bağdaşmaz. Her bir engelleme kararı, ancak somut bir gerekçeye dayandığında ve ölçülü olduğunda meşru olabilir. Ancak burada toplu bir engelleme pratiğiyle karşı karşıyayız" ifadelerini kullandı.
Ölçülülük İlkesi ve Hukuki Çerçeve
Öztürk, erişim engeli kararlarının hukuka uygunluğunun denetlenmesinde ölçülülük ilkesinin kritik rol oynadığını belirtti. "Ölçülülük ilkesi, bir tedbirin amacına ulaşmak için elverişli, gerekli ve orantılı olmasını gerektirir. Eğer bir hesap, belirli bir içerik nedeniyle engelleniyorsa, önce o içeriğin kaldırılması veya sınırlandırılması gibi daha hafif araçlar denenmelidir. Doğrudan hesabın tamamına erişim engeli getirmek, ifade özgürlüğünü orantısız biçimde kısıtlar" dedi.
Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesinin ifade özgürlüğünü güvence altına aldığını hatırlatan Öztürk, Türkiye'nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler çerçevesinde, engelleme kararlarının bağımsız yargı denetimine tabi olması gerektiğini vurguladı. "Ne yazık ki uygulamada, engelleme kararları çoğu zaman gerekçesiz ve denetimden uzak bir şekilde alınabiliyor. Bu durum, hukuk devleti ilkesine gölge düşürüyor" diye ekledi.
Son dönemde sosyal medya platformlarına yönelik erişim engellerinin yanı sıra, bazı hesapların askıya alınması veya içeriklerinin kaldırılması da gündeme geldi. Uzmanlar, bu tür müdahalelerin yalnızca bireysel ifade özgürlüğünü değil, aynı zamanda kamuoyunun bilgi edinme hakkını da zedelediğini belirtiyor. Özellikle gazetecilik faaliyeti yürüten hesapların engellenmesi, halkın haber alma özgürlüğüne doğrudan müdahale anlamına geliyor.
Basın ve İfade Özgürlüğü Açısından Endişeler
Türkiye'de basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü alanında son yıllarda yaşanan gerilemeler, uluslararası kuruluşların raporlarına da yansıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından yayımlanan 2023 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde Türkiye, 180 ülke arasında 165. sırada yer aldı. Bu tablo, sosyal medya engellemelerinin daha geniş bir baskı ortamının parçası olduğu değerlendirmelerini güçlendiriyor.
Avukat Öztürk, sosyal medya platformlarının da bu süreçte sorumluluk taşıdığını belirterek, "Platformlar, devletlerin baskıcı taleplerine karşı kullanıcılarının haklarını korumakla yükümlüdür. Ancak görüyoruz ki bazı platformlar, yerel mevzuata uyum adı altında ifade özgürlüğünü kısıtlayan kararlara hızla teslim olabiliyor" dedi.
Engelleme kararlarının ardından birçok kullanıcı, farklı platformlara yönelerek alternatif iletişim kanalları arayışına girdi. Ancak bu geçişlerin de uzun vadede ifade özgürlüğü açısından kalıcı çözümler sunmadığı, zira benzer engellemelerin diğer platformlarda da uygulanabildiği ifade ediliyor.
Öztürk, çözümün daha şeffaf ve katılımcı bir hukuki çerçeveden geçtiğini söyledi: "Erişim engeli kararları, mutlaka gerekçeli olmalı, ilgili kişiye bildirilmeli ve bağımsız mahkemelerce denetlenmeli. Ayrıca, engelleme yerine içeriğe yönelik daha hafif tedbirler öncelikli olarak değerlendirilmeli. İfade özgürlüğü, demokrasinin can damarıdır; onu dar bir alana sıkıştırmak, toplumun tamamına zarar verir."
Sosyal medya erişim engelleri, yalnızca bugünün değil, yarının da tartışması olarak gündemde kalmaya devam edecek gibi görünüyor. Zira dijital çağda ifade özgürlüğü, artık sokaklardan çok ekranlarda hayat buluyor ve bu alandaki her kısıtlama, demokrasinin geleceğine dair ciddi soru işaretleri doğuruyor.