İktidar partisi AKP ve yandaşlarının, özellikle Üsküdar'da yaşanan kuşatma, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in halkla alay edercesine sergilediği tutum ve gazetemiz yazarı Murat Ağırel ile ailesine yönelik ölüm tehditleri karşısında takındığı tavır, “Sen hangi aileyi koruyorsun arkadaş?” sorusunu akıllara getiriyor. Kamuoyunda infial yaratan bu olaylar zinciri, iktidarın koruma refleksinin kimleri kapsadığını bir kez daha tartışmaya açtı.
Üsküdar Kuşatması ve Gökçek'in Tavrı
Geçtiğimiz günlerde Üsküdar'da gerçekleşen ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran kuşatma, iktidarın muhalif kesimlere yönelik baskıcı tutumunun son örneği olarak yorumlandı. Olayın ardından Melih Gökçek'in sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamalar, adeta milletle alay eder nitelikteydi. Gökçek, yaşananları küçümser bir dille geçiştirirken, iktidar kanadından herhangi bir kınama veya özür mesajı gelmedi. Bu sessizlik, iktidarın olaylar karşısındaki çifte standardını gözler önüne serdi.
Murat Ağırel'in mal varlığını ortaya koyan haberlerin ardından hedef gösterilmesi ve ailesiyle birlikte ölümle tehdit edilmesi ise basın özgürlüğü ve can güvenliği açısından vahim bir tablo oluşturdu. Ağırel'e yönelik tehditler, sadece bir gazeteciye değil, aynı zamanda kamuoyunun haber alma hakkına yapılmış bir saldırıdır. İktidarın bu tehditler karşısında sessiz kalması, tehditleri adeta meşrulaştırıyor.
Uluslararası Ticaret Mahkemeleri ve Hukuki Süreç
Yaşanan bu süreçte, ne olduğu belirsiz bir şekilde uluslararası ticaret mahkemelerinden bahsedilmesi, kafaları iyice karıştırdı. İktidarın, kendi yandaşlarını korumak için uluslararası hukuku devreye sokma çabası, iç hukukun ve adaletin ne kadar siyasallaştığını gösteriyor. Oysa aynı iktidar, muhaliflere ve gazetecilere karşı yerel mahkemeler eliyle baskı kurmaktan geri kalmıyor.
Bu olaylar zinciri, “Sen hangi aileyi koruyorsun arkadaş?” sorusunun sadece bir slogan değil, aynı zamanda iktidarın koruma kalkanının kimleri kapsadığına dair somut bir sorgulama olduğunu ortaya koyuyor. İktidar, kendi ailesini ve yandaşlarını korurken, muhalifleri, gazetecileri ve sıradan vatandaşları gözden çıkarıyor.
Basın Özgürlüğü ve Demokrasi
Türkiye'de basın özgürlüğü zaten uzun süredir baskı altında. Gazeteciler, yaptıkları haberler nedeniyle tutuklanıyor, işlerinden ediliyor ve hedef gösteriliyor. Murat Ağırel'in yaşadıkları, bu baskının ne boyutlara ulaştığının acı bir örneği. Bir gazeteciyi ve ailesini ölümle tehdit etmek, sadece o gazeteciyi değil, tüm toplumu susturma girişimidir. İktidarın bu tehditler karşısında sessiz kalması, demokrasinin ve hukuk devletinin temellerini dinamitliyor.
Öte yandan, iktidarın kendi yandaşlarına sahip çıkarken gösterdiği aşırı korumacı tutum, toplumda derin bir adaletsizlik algısı yaratıyor. Melih Gökçek'in mal varlığı ve vergi borçları gibi konular gündeme geldiğinde hemen savunmaya geçenler, aynı hassasiyeti bir gazetecinin can güvenliği için göstermiyor. Bu çifte standart, halkın iktidara olan güvenini her geçen gün daha da sarsıyor.
Sonuç ve Değerlendirme
Yaşananlar, Türkiye'nin hukuk devleti olma iddiasına gölge düşürüyor. İktidarın, kendi ailesini ve yandaşlarını korumak için her türlü imkânı seferber ederken, muhalifleri ve gazetecileri yalnız bırakması, toplumsal barışı da tehdit ediyor. “Sen hangi aileyi koruyorsun arkadaş?” sorusu, aslında iktidarın kimin yanında olduğunu sorgulayan bir haykırış. Bu sorunun cevabı, iktidarın demokrasi ve adalet anlayışını net bir şekilde ortaya koyuyor.
Unutulmamalıdır ki, bir ülkede basın özgürlüğü ve can güvenliği yoksa, orada demokrasiden söz etmek mümkün değildir. İktidarın, tüm vatandaşlarına eşit mesafede durması ve özellikle gazetecilere yönelik tehditleri derhal soruşturması gerekmektedir. Aksi halde, Türkiye'nin karanlık bir döneme daha sürüklenmesi kaçınılmaz olacaktır.