Gazetecilik mesleğinin 1980'li yılların başında hapis yatmış olanları parmakla gösterilirdi. O dönemde hapis yatmak, bir tür mesleki onur rozeti gibi görülürdü. Ancak sayıları bugüne göre çok daha azdı. İleri yaşta olan gazeteciler Menderes döneminde, orta yaşlı olanlar ise 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde hapis yatmışlardı. Bu durum, Türkiye'de basın özgürlüğünün tarihsel olarak ne denli kırılgan olduğunu gözler önüne seriyor. Bugün ise savcıların ilk hedefi yine gazeteciler. Peki, bu nasıl bir gelenek haline geldi?
Türkiye'de Gazetecilerin Hapis Cezaları: Tarihsel Arka Plan
Türkiye'de gazetecilerin hapisle cezalandırılması, çok partili hayata geçişten bu yana süregelen bir olgu. 1950'li yıllarda Demokrat Parti iktidarı döneminde, özellikle 1954 seçimlerinden sonra basına yönelik baskılar arttı. Adnan Menderes döneminde birçok gazeteci, rejim muhalefeti nedeniyle tutuklandı. 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından bu kez sol görüşlü gazeteciler hedef alındı. 12 Mart 1971 muhtırası ve 12 Eylül 1980 darbesi, gazeteciler için yeni hapis dönemlerinin başlangıcı oldu. O yıllarda hapis yatan gazeteciler, meslektaşları arasında saygıyla anılır, deneyimleri ders niteliğinde aktarılırdı.
1980'lerin başında hapis yatmış bir gazeteci olmak, mesleğe yeni başlayanlar için bir tür çıraklık gibiydi. Ancak o dönemde bile sayıları azdı; çünkü baskılar daha çok sansür ve işten çıkarmalarla kendini gösteriyordu. Hapis cezaları ise daha çok sembolik bir nitelik taşıyordu. Bugün gelinen noktada ise tablo değişti: Savcılar, gazetecileri hedef alarak adeta bir cadı avı yürütüyor.
Bugünün Tablosu: Savcıların Hedefinde Gazeteciler
Günümüzde gazetecilere yönelik soruşturmalar, tutuklamalar ve hapis cezaları, uluslararası raporlara da yansıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün 2023 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde Türkiye, 180 ülke arasında 165. sırada yer aldı. Bu durum, ülkede basın özgürlüğünün ne denli ciddi tehdit altında olduğunu gösteriyor. Savcılar, özellikle terörle mücadele kanunlarını ve devlet sırlarına dair düzenlemeleri kullanarak gazetecileri yargı önüne çıkarıyor. Birçok gazeteci, haber kaynaklarını korumak adına yaptıkları yayınlar nedeniyle "silahlı terör örgütü propagandası" veya "devlet sırlarını açıklama" suçlamalarıyla karşı karşıya kalıyor.
Örneğin, 2016 yılından bu yana binlerce gazeteci hakkında soruşturma açıldı, yüzlercesi tutuklandı veya hapis cezasına çarptırıldı. Bu davaların çoğu, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü ilkeleriyle çelişiyor. Savcıların bu tutumu, yargı bağımsızlığı konusundaki endişeleri de derinleştiriyor. Gazeteciler, yargı eliyle susturulmaya çalışılıyor. Bu durum, sadece gazetecileri değil, toplumun haber alma hakkını da doğrudan etkiliyor.
Hapis Yatmanın Değişen Anlamı
1980'lerde hapis yatmak, bir gazeteci için neredeyse bir onur madalyasıydı. Ancak bugün hapis cezası almak, mesleki bir risk haline geldi. Gazeteciler, haber yapmanın bedelini özgürlüklerinden mahrum kalarak ödüyor. Oysa basın özgürlüğü, demokrasinin temel taşlarından biridir. Savcıların gazetecileri hedef alması, yargının siyasallaştığının bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Türkiye'nin uluslararası alanda itibarı da bu durumdan olumsuz etkileniyor. Avrupa Birliği ve diğer uluslararası kuruluşlar, Türkiye'yi basın özgürlüğü konusunda sürekli uyarıyor.
Sonuç olarak, savcıların gazetecilere yönelik tutumu, tarihsel bir süreklilik arz ediyor. Ancak bugünkü ölçek ve yöntemler, geçmiştekilerden çok daha yoğun ve sistematik. Gazeteciler, mesleklerini icra ederken sürekli bir baskı ve tehdit altında. Bu durum, Türkiye'de ifade özgürlüğünün ve demokrasinin geleceği açısından ciddi bir endişe kaynağı. Basın özgürlüğü olmadan, sağlıklı bir kamuoyu oluşamaz; kamuoyu oluşamadan da demokrasi işleyemez. Savcıların ilk hedefinin gazeteciler olması, aslında hedefin demokrasi olduğunu gösteriyor.