Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün 1924 yılında kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı, milli bayramlar öncesinde okuttuğu hutbelerde Atatürk'ü anmamaya devam ediyor. Bu durum, kurumun kurucusuna karşı vefasızlık olarak nitelendiriliyor ve 5 bin 825 gündür süren bir yok sayma politikası olarak kayıtlara geçmiş durumda. Diyanet'in resmi hutbe metinlerinde milli bayramlara ilişkin bölümlerde Atatürk'ün adının geçmemesi, kamuoyunda tepkilere yol açıyor. Konunun uzmanları, kurumun kuruluş amacından sapma içinde olduğunu belirtiyor.
Hutbelerde Atatürk Yok
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın her hafta camilerde okuttuğu hutbeler, resmi web sitesi üzerinden kamuoyuna duyuruluyor. Milli bayramlar öncesine denk gelen hutbelerde genellikle bayramın anlam ve önemine dair genel ifadeler yer alırken, Atatürk'ün adına ve Kurtuluş Savaşı'ndaki liderliğine dair herhangi bir atıf bulunmuyor. Özellikle 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim gibi milli günler öncesindeki hutbelerde bu eksiklik dikkat çekiyor. Diyanet'in bu tutumu, kurumun kurucusu olan Atatürk'e karşı bir vefasızlık olarak değerlendiriliyor. 5 bin 825 gün, yaklaşık 16 yıla tekabül ediyor ve bu süre boyunca milli bayram hutbelerinde Atatürk'ün adının anılmaması, sistematik bir politika olarak yorumlanıyor.
Diyanet'in hutbe arşivi incelendiğinde, 2000'li yılların başından itibaren milli bayramlara ilişkin hutbelerde Atatürk'e yapılan atıfların giderek azaldığı, son dönemde ise tamamen ortadan kalktığı görülüyor. Bu durum, kurumun ideolojik bir dönüşüm geçirdiği iddialarını güçlendiriyor. Din İşleri Yüksek Kurulu'nun konuya ilişkin herhangi bir açıklama yapmaması ise tartışmaları derinleştiriyor.
Kuruluş Amacından Sapma İddiası
Diyanet İşleri Başkanlığı, 3 Mart 1924 tarihinde TBMM tarafından kabul edilen bir kanunla kuruldu. Kurumun kuruluş amacı, İslam dininin inanç, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek ve dini konularda toplumu aydınlatmak olarak belirlenmişti. Atatürk'ün kurduğu bu kurumun, onun adını anmaması, kuruluş felsefesine aykırılık olarak nitelendiriliyor. Siyaset bilimciler, Diyanet'in son yıllarda iktidarın ideolojik aygıtı haline geldiğini ve laiklik ilkesinden uzaklaştığını savunuyor. Kurumun bütçesi ve personel sayısındaki artış da bu yöndeki eleştirileri destekliyor.
Öte yandan, Diyanet'in milli bayram hutbelerinde Atatürk'e yer vermemesi, sadece siyasi bir tercih olarak değil, aynı zamanda toplumsal hafızayı silme girişimi olarak da değerlendiriliyor. Eğitimciler, çocuklara ve gençlere milli bayramların ruhunun aşılanması gerektiğini vurgularken, hutbelerde Atatürk'ün anılmamasının bu amaca hizmet etmediğini belirtiyor. Tarihçiler ise Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasında Atatürk'ün liderliğinin yadsınamaz olduğunu ve dini söylemlerde bu gerçeğin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade ediyor.
Tepkiler ve Beklentiler
Konuya ilişkin olarak çeşitli sivil toplum kuruluşları ve muhalefet partileri zaman zaman açıklamalarda bulunarak Diyanet'i eleştiriyor. Ancak kurumun bu eleştirilere kayıtsız kalması, tepkilerin artmasına neden oluyor. Vatandaşlar, camilerde okunan hutbelerde milli bayramların ruhuna uygun ifadelerin yer almasını ve Atatürk'ün kurucu lider olarak anılmasını bekliyor. Diyanet'in bu konudaki sessizliği, kurumun özerkliği ve tarafsızlığı konusunda soru işaretleri oluşturuyor.
Sonuç olarak, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kurucusu Atatürk'ü milli bayram hutbelerinde anmaması, 5 bin 825 günü aşan bir vefasızlık örneği olarak tarihe geçmiş durumda. Bu durum, kurumun laiklik ilkesine ve kuruluş amacına ne kadar bağlı olduğunu sorgulatıyor. Kamuoyu, Diyanet'in bu tutumunu değiştirmesini ve milli değerlere sahip çıkmasını bekliyor. Ancak mevcut gidişat, kurumun ideolojik bir çizgide ilerlediğini ve Atatürk'ü yok sayma politikasını sürdürdüğünü gösteriyor. Bu tablo, Türkiye'de din-devlet ilişkilerinin geldiği noktayı da gözler önüne seriyor.