Mersin'de 5 yaşındaki otizmli bir çocuğa şiddet uyguladığı iddiasıyla tutuklu yargılanan öğretmen S.P.C. hakkında görülen dava, mahkemenin görevsizlik kararı vermesiyle yeni bir boyut kazandı. Savcılığın, sanığın eylemlerinin 'işkence' suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği yönündeki talebi üzerine dosya, Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Sanığın tutukluluk halinin devamına karar verilirken, dava süreci ağır ceza dosyası olarak ilerleyecek.
Olayın geçmişi ve iddianame
Mersin'de özel bir eğitim kurumunda görev yapan öğretmen S.P.C., 5 yaşındaki otizm spektrum bozukluğu tanısı olan çocuğa yönelik şiddet uyguladığı iddiasıyla geçtiğimiz aylarda tutuklanmıştı. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcılığı, sanığın eylemlerinin basit yaralama boyutunu aştığını, sistematik ve acı verici nitelikte olduğunu belirterek 'işkence' suçundan cezalandırılmasını talep etti. İddianamede, çocuğun maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik şiddetin detaylarına yer verildi. Savcılık, sanığın eğitimci kimliğini kullanarak savunmasız bir çocuğa karşı eylemde bulunduğunu vurguladı.
Dosyayı değerlendiren Asliye Ceza Mahkemesi, suçun niteliği itibarıyla ağır ceza mahkemesinin görev alanına girdiğini belirterek görevsizlik kararı verdi. Bu kararla birlikte dava, Ağır Ceza Mahkemesi'ne taşındı. Sanık S.P.C.'nin tutukluluk hali ise devam ediyor.
İşkence suçunun hukuki çerçevesi
Türk Ceza Kanunu'nun 94. maddesinde düzenlenen işkence suçu, bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştirmek olarak tanımlanıyor. Suçun kamu görevlisi tarafından veya eğitim gibi bir hizmetin sağlanması sırasında işlenmesi halinde ceza ağırlaştırılıyor. Savcılık, sanığın çocuğa yönelik eylemlerinin bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
Hukukçular, otizmli bir çocuğa yönelik şiddetin 'işkence' olarak nitelendirilmesinin emsal teşkil edebileceğini belirtiyor. Zira işkence suçu, genellikle gözaltı veya cezaevi gibi ortamlarda kamu görevlileri tarafından işlenen suçlar için gündeme gelirken, bir öğretmenin eğitim ortamında öğrencisine uyguladığı şiddetin bu kapsama alınması, çocuk hakları savunucuları tarafından olumlu karşılanıyor.
Otizmli çocuklar ve eğitim ortamında şiddet
Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklar, iletişim ve sosyal etkileşimde güçlük çekmeleri nedeniyle zaman zaman özel eğitim desteğine ihtiyaç duyuyor. Ancak bu çocukların maruz kaldığı şiddet vakaları, son yıllarda Türkiye'de kamuoyunun gündemine daha sık geliyor. Uzmanlar, otizmli bireylerin sözel olmayan iletişimlerinin sınırlı olması nedeniyle istismarın tespitinin zorlaşabildiğini, bu nedenle eğitim kurumlarında denetimin artırılması gerektiğini vurguluyor.
Aileler ve sivil toplum kuruluşları, özel eğitim kurumlarında çalışan personelin titizlikle seçilmesi, düzenli psikolojik değerlendirmeden geçirilmesi ve sınıflarda kamera kaydı gibi önlemlerin yaygınlaştırılması çağrısında bulunuyor. Mersin'deki olay, bu talepleri yeniden gündeme getirdi.
Davanın seyri ve toplumsal yankılar
Dosyanın Ağır Ceza Mahkemesi'ne taşınması, sanık hakkında daha ağır bir ceza ihtimalini beraberinde getiriyor. İşkence suçundan yargılanan bir sanık, TCK 94 uyarınca 3 yıldan 12 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabiliyor. Eğitimci olması nedeniyle cezanın artırılması da söz konusu olabilir. Sanığın avukatı, müvekkilinin suçlamaları reddettiğini ve savunma stratejilerini ağır ceza mahkemesinde sürdüreceklerini açıkladı.
Çocuğun ailesi, adaletin yerini bulması için sürecin takipçisi olacaklarını belirtti. Olayın basına yansımasının ardından Milli Eğitim Bakanlığı, özel eğitim kurumlarına yönelik denetimleri sıklaştıracağını duyurdu. Bakanlık, öğretmenlere yönelik 'çocuk hakları ve iletişim' konulu hizmet içi eğitimlerin artırılacağını da bildirdi.
Değerlendirme: Eğitimde şiddetin önlenmesi için yapısal adımlar şart
Mersin'deki dava, yalnızca bir öğretmenin yargılanmasından ibaret değil; aynı zamanda eğitim sistemindeki denetim mekanizmalarının sorgulanmasına yol açıyor. Otizmli çocuklar gibi kırılgan grupların korunması, yalnızca cezai yaptırımlarla değil, önleyici politikalar ve şeffaf denetimle mümkün. Her şeyden önce, eğitim kurumlarında şiddetin önlenmesi için etkili bir ihbar hattı, düzenli denetim ve personel eğitimi şart. Dava süreci, Türkiye'de çocuk hakları ve eğitimde şiddet konusunda farkındalık yaratma potansiyeli taşıyor. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek dava, benzer olaylarda emsal karar olma niteliği taşıyacak.