Samsun'da çeşitli emek ve demokrasi örgütleri, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla bir araya gelerek ortak bir açıklama yaptı. Açıklamada, kalıcı barışın sağlanmasının emek ve demokrasi mücadelesinden ayrı düşünülemeyeceği vurgulandı. Örgütler, barışın sadece savaşın olmaması değil, aynı zamanda toplumsal adaletin, eşitliğin ve katılımcı demokrasinin tesis edilmesi anlamına geldiğini belirtti. Yapılan çağrıda, hükümete ve tüm siyasi partilere barış için somut adımlar atma çağrısında bulunuldu.
Barış Mücadelesi Emek ve Demokrasi Mücadelesinden Bağımsız Değil
Samsun Emek ve Demokrasi Platformu tarafından düzenlenen basın açıklamasına, çok sayıda sendika, meslek odası, dernek ve siyasi parti temsilcisi katıldı. Açıklamayı okuyan platform sözcüsü, barışın kalıcı olabilmesi için toplumsal yaşamın her alanında demokratikleşme gerektiğini ifade etti. Sözcü, "Bugün ülkemizde ve dünyada yaşanan çatışmaların temelinde ekonomik eşitsizlikler, siyasi baskılar ve toplumsal adaletsizlikler yatmaktadır. Bu nedenle barışı savunmak, aynı zamanda emeğin sömürülmesine karşı çıkmak ve demokrasiyi güçlendirmek anlamına gelir" dedi.
Platform üyeleri, özellikle son dönemde artan işsizlik, gelir adaletsizliği ve ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamalara dikkat çekti. Bu durumun toplumsal huzuru tehdit ettiğini ve kalıcı barışı zedelediğini savundu. Açıklamada, kadınların, gençlerin ve emekçilerin karar alma mekanizmalarına daha fazla katılımının sağlanması gerektiği belirtildi. Ayrıca, terör ve şiddetin her türlüsüne karşı çıkıldığı ancak bu mücadelenin hukuk devleti ilkeleri ve insan hakları çerçevesinde yürütülmesi gerektiği ifade edildi.
Samsun'dan Türkiye'ye Barış Çağrısı
Samsun'daki etkinlik, Türkiye genelinde barış taleplerinin dillendirildiği 1 Eylül etkinliklerinin yalnızca bir parçasıydı. Ancak Samsun'un, Kurtuluş Savaşı'nın başladığı kent olması nedeniyle ayrı bir önemi bulunuyor. Platform üyeleri, bu tarihi ve sembolik anlamı vurgulayarak, barışın da tıpkı bağımsızlık gibi tüm toplumun ortak çabasıyla kazanılabileceğini dile getirdi. Yapılan açıklamada, siyasi iktidara ve muhalefete barış için diyalog kapılarını sonuna kadar açma çağrısı yapıldı. "Kürt meselesi başta olmak üzere ülkemizin kronikleşmiş sorunları, ancak özgürlükçü ve katılımcı bir demokrasi anlayışıyla çözülebilir. Bu konuda siyasi partilere ve hükümete büyük görev düşmektedir" denildi.
Etkinliğe katılanlardan bazıları, barışın sadece bir gün değil, her gün hatırlanması gereken bir değer olduğunu belirterek, yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının bu konudaki iş birliğinin artırılması gerektiğini söyledi. Ayrıca, kadın platformları adına konuşan bir temsilci, barışın sağlanmasında kadınların rolüne dikkat çekerek, "Savaşların en büyük mağduru kadınlar ve çocuklardır. Bu nedenle barış müzakerelerinde kadınların eşit söz sahibi olması elzemdir" ifadelerini kullandı.
Toplumsal Barışın Önündeki Engeller
Konuşmacılar, toplumsal barışın önündeki en büyük engellerden birinin de medya üzerindeki baskılar olduğunu savundu. Bağımsız ve özgür bir basının demokrasinin olmazsa olmazı olduğunu hatırlatan örgütler, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi gerektiğini vurguladı. Açıklamada, "Basın susturulduğunda gerçekler gizleniyor, bu da toplumda kutuplaşmayı artırıyor. Oysa demokratik bir toplumda farklı görüşlerin özgürce ifade edilmesi, barışın güvencesidir" denildi.
Etkinlik, toplu bir yürüyüşün ardından sona erdi. Yürüyüş sırasında sloganlar atan katılımcılar, barış mesajları verdi. Emekli öğretmen olan bir katılımcı, "Ben bu ülkenin geleceğine yatırım yapmak istiyorum. Barışın hakim olduğu, insanların özgürce yaşadığı bir Türkiye hayal ediyorum. Bu nedenle buradayım" dedi.