Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yeni yasama yılı açılırken, AKP kulislerinde hareketlilik artıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sık sık dile getirdiği yeni anayasa çalışmalarının, Meclis'in açılmasıyla hız kazanacağı ve ardından referanduma gidileceği belirtiliyor. Bu sürecin, erken seçim tartışmalarını da beraberinde getireceği ifade edilirken, parti içinde farklı partilerden gelen isimlere yönelik rahatsızlık, seçim hesaplarının gölgesinde yeni bir tartışma başlattı.
Anayasa takvimi ve referandum senaryosu
AKP kaynaklarından edinilen bilgilere göre, yeni anayasa çalışmaları için Meclis'te grubu bulunan partilerle temas trafiği başlatılacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve parti kurmaylarıyla yaptığı toplantılarda, anayasa değişikliğinin öncelikli gündem olduğunu vurguladığı öğrenildi. Özellikle ilk dört maddenin değişmezliği konusundaki tartışmaların geride bırakılarak toplumsal mutabakatın hedeflendiği bir metin üzerinde çalışılacağı belirtiliyor.
Takvimin işlemesi halinde, anayasa değişiklik teklifinin Meclis'ten geçmesinin ardından referanduma gidilmesi, referandumun da 2025 yılı sonbahar aylarında yapılması bekleniyor. Bu durumda, referandumun ardından erken seçimin gündeme gelmesi ve seçim tarihinin öne çekilmesi ihtimali konuşuluyor. AKP kulislerinde, referandum ve erken seçimin iç içe geçen bir süreç olarak planlandığı, böylece seçim atmosferinin erkenden oluşturulmak istendiği yorumları yapılıyor.
Transfer krizi ve partideki rahatsızlık
Anayasa ve seçim takvimi kadar, AKP'ye son dönemde diğer partilerden katılan isimler de parti içinde huzursuzluk yaratıyor. Özellikle İYİ Parti, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi gibi partilerden gelen bazı isimlerin, seçimlerde aday gösterilmesi yönünde taleplerin olması, mevcut AKP'li belediye başkanları ve milletvekilleri arasında rahatsızlık oluşturdu. Parti tabanında, "emek verenlerin" yerine dışarıdan gelenlere öncelik verilmesinin adaletsizliğe yol açacağı dile getiriliyor.
AKP Genel Merkezi'nin ise bu konuda denge gözetmeye çalıştığı, ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın özellikle ittifak ortaklarından gelen isimlere sıcak baktığı biliniyor. Erdoğan'ın, genişleme ve taze kan politikası çerçevesinde farklı kesimlerden adaylara kapıyı açık tuttuğu ifade ediliyor. Ancak bu durum, parti içinde "pişmiş aşa su katma" tartışmasını da beraberinde getiriyor. Yerel seçimlerde yaşanan oy kaybının ardından, genel seçimlerde oy oranını artırma hedefiyle yapılan transferlerin, seçmenin önemli bir kısmı tarafından samimi bulunmadığı da anketlerde görülüyor.
Öte yandan, muhalefetten gelen isimlerin kısa sürede partiye uyum sağlamasının beklenemeyeceği, bu isimlerin özellikle tabanla iletişim kurmakta zorlandığı ve seçim çalışmalarında etkisiz kalabileceği endişeleri de mevcut. AKP'li bazı il başkanları, Anadolu'dan gelen bu yöndeki şikayetleri genel merkeze iletmeye başladı. Ayrıca, transfer edilen bazı isimlerin geçmişte AKP'yi eleştiren açıklamalarının, sosyal medyada sık sık gündeme getirilmesi, partilileri zor durumda bırakıyor.
Bu tablo karşısında AKP yönetiminin, hem anayasa değişikliği hem de olası bir erken seçim için geniş bir mutabakat arayışını sürdürürken, kendi iç dinamiklerini de yönetmek zorunda olduğu açık. Anayasa çalışmalarının, toplumsal taleplere kulak verilerek şekillendirilmesi, aynı zamanda partinin kurumsal kimliğinin korunması ve toplumun tüm kesimlerini kucaklayan bir anlayışın benimsenmesi, Türkiye'nin geleceği açısından kritik bir önem taşıyor. Seçim takvimine kilitlenen bir siyasi atmosfer yerine, ülkenin sorunlarına odaklanılan, yapıcı ve kapsayıcı bir siyaset anlayışının öne çıkması, hem AKP hem de muhalefet tarafından gözetilmesi gereken bir denge olarak duruyor.