İstanbul merkezli 13 ilde eş zamanlı düzenlenen operasyonlarda, sahte gayrimenkul satış belgeleri ve gerçeği yansıtmayan yatırım işlemleri kullanarak 1070 yabancı uyruklu kişiye Türk vatandaşlığı sağlandığı belirlendi. Göç İdaresi ve Emniyet Genel Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen soruşturma kapsamında 26 şüpheli tutuklandı. Olay, vatandaşlık başvurularında kullanılan taşınmaz edinimi yoluyla Türk vatandaşlığı kazanımı sürecinde büyük bir usulsüzlük ağını ortaya çıkardı.
Operasyonun kapsamı ve yöntem
Soruşturma, yabancıların Türk vatandaşlığı başvurularında beyan ettikleri gayrimenkul alımlarının gerçek piyasa değerlerinin çok üzerinde gösterilmesi ve tapu kayıtlarında tahrifat yapılması iddialarıyla başlatıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen çalışmada, 13 ilde belirlenen adreslere eş zamanlı baskınlar düzenlendi. Baskınlarda çok sayıda sahte tapu senedi, noter onaylı alım-satım sözleşmeleri, banka dekontları ve dijital materyal ele geçirildi.
Yetkililer, şüphelilerin bir danışmanlık şirketi çatısı altında örgütlendiğini ve yabancı uyruklu kişilere "paket vatandaşlık" hizmeti sunduklarını tespit etti. Bu kapsamda, gerçekte var olmayan veya değeri olduğundan yüksek gösterilen gayrimenkuller üzerinden sahte satış işlemleri düzenlendiği, böylece yatırım tutarının karşılandığı izlenimi oluşturulduğu belirlendi.
1070 kişiye vatandaşlık verilmiş
İncelemeler, söz konusu yöntemle 1070 yabancı uyruklu kişiye Türk vatandaşlığı kazandırıldığını ortaya koydu. Bu kişilerin başvurularında kullanılan belgelerin büyük bölümünün sahte olduğu, bazı taşınmazların ise hiçbir zaman satışa konu edilmediği veya aynı taşınmazın birden fazla başvuruda gösterildiği tespit edildi. Soruşturma dosyasına göre, şüpheliler başvuru sahiplerinden yüklü miktarda komisyon aldı ve sahte işlemler karşılığında para transferi gerçekleştirdi.
Emniyet yetkilileri, vatandaşlık verilen kişilerin dosyalarının Göç İdaresi tarafından yeniden inceleneceğini ve usulsüz işlem tespit edilenlerin vatandaşlıklarının iptal edilebileceğini bildirdi. Ayrıca, sahte belge düzenleyen ve aracılık yapan kişiler hakkında "resmi belgede sahtecilik", "nitelikli dolandırıcılık" ve "suç işlemek amacıyla örgüt kurma" suçlamalarıyla yasal işlem başlatıldı.
Gözaltı ve tutuklama süreci
Operasyon kapsamında gözaltına alınan 40 şüpheliden 26'sı çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Diğer şüpheliler hakkında adli kontrol kararı verildi. Tutuklananlar arasında danışmanlık şirketi yöneticileri, tapu ve noter çalışanları ile bazı arazi sahiplerinin bulunduğu öğrenildi. Soruşturmanın, vatandaşlık başvurularında görevli kamu personelini de kapsayacak şekilde genişletilebileceği belirtiliyor.
İçişleri Bakanlığı, konuya ilişkin yazılı bir açıklama yaparak, "Yabancıların Türk vatandaşlığı başvurularında sahte belge kullanımına kesinlikle müsamaha gösterilmeyecektir. Vatandaşlık, sadece mevzuatta öngörülen şartların gerçekten sağlanması halinde verilir. Soruşturma titizlikle sürdürülmektedir" ifadelerine yer verildi.
Vatandaşlık mevzuatı ve yatırım yolu
Türkiye'de yabancılar, 2016 yılında yapılan düzenleme ile belirli bir tutarda gayrimenkul satın alarak vatandaşlık başvurusunda bulunabiliyor. Başlangıçta 1 milyon dolar olan yatırım tutarı, 2018'de 250 bin dolara düşürüldü. Bu değişiklik sonrası başvuru sayısında büyük artış yaşandı. Ancak zaman zaman sahte belge ve usulsüzlük iddiaları gündeme geldi. Uzmanlar, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Göç İdaresi verilerine göre, son yıllarda yatırım yoluyla vatandaşlık başvurularında ciddi bir artış oldu. Bu süreçte bazı aracı firmaların yasa dışı yollara başvurduğu iddiaları zaman zaman basına yansıdı. Son operasyon, bu tür usulsüzlüklerin ne denli organize bir şekilde yapılabildiğini gözler önüne serdi. Soruşturmanın, benzer yöntemlerle vatandaşlık elde eden diğer kişilere de uzanması bekleniyor. Kamuoyunda, vatandaşlık başvurularının daha sıkı denetlenmesi ve sahte belge kullanımının caydırıcı cezalarla önlenmesi yönünde bir beklenti oluşmuş durumda.
Bu olay, yatırım yoluyla vatandaşlık programlarının denetiminin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Hem ulusal güvenlik hem de programın itibarı açısından, başvuru süreçlerinin şeffaf ve etkin bir şekilde denetlenmesi gerekiyor. Yetkililerin bundan sonra atacağı adımlar, benzer suiistimallerin önlenmesi için belirleyici olacak.