Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 79. oturumu, 'Güveni yeniden inşa etmek, dönüşümü yönetmek ve herkes için sonuç üreten bir BM' temasıyla New York'ta devam ediyor. Ruanda'dan Filistin'e uzanan adalet tartışmaları, uluslararası toplumun mevcut sistemin yetersizliklerine dair artan endişelerini yansıtıyor. Peki neden güven ve sonuç üretme vurgusu bu kadar öne çıktı?
Adalet ve Güven Krizi
BM Genel Sekreteri António Guterres, açılış konuşmasında üye ülkelere seslenerek, 'Güven erozyona uğradı, eşitsizlikler derinleşti ve jeopolitik gerilimler tırmanıyor' dedi. Bu sözler, özellikle Ruanda soykırımının 30. yıldönümü ve Filistin meselesinin yeniden alevlenmesiyle daha da anlam kazandı. Ruanda, 1994'te yaşanan soykırımda uluslararası toplumun müdahale etmemesini hâlâ hatırlıyor. Filistin'de ise yıllardır süren işgal ve son dönemdeki çatışmalar, BM'nin etkisizliği eleştirilerini beraberinde getiriyor.
Guterres, 'Ruanda'da olduğu gibi, dünya Filistin'de de sessiz kalmamalı' ifadesini kullanarak, tarihsel sorumluluk vurgusu yaptı. Bu çağrı, BM'nin kuruluş felsefesine atıfta bulunuyor: 'Bir daha asla' söylemi, soykırımların önlenmesi için kurulmuştu. Ancak bugün, bu ilkenin ne kadar uygulandığı tartışılıyor.
Reform Çağrıları ve Gelecek Zirvesi
Bu yılki oturumun ana gündem maddelerinden biri de 'Gelecek Zirvesi' (Summit of the Future). Eylül 2024'te kabul edilen 'Gelecek Paktı', BM Güvenlik Konseyi'nin reforme edilmesi, iklim finansmanı ve dijital işbirliği gibi konuları içeriyor. Ancak birçok ülke, paktın yeterince bağlayıcı olmadığını savunuyor. Özellikle Afrika ve Latin Amerika ülkeleri, Güvenlik Konseyi'nin veto yetkisinin kaldırılması veya genişletilmesi çağrısı yapıyor. Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame, 'Afrika'nın sesi duyulmalı' diyerek, kıtanın BM'de daha fazla temsil edilmesi gerektiğini belirtti.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ise, BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, 'Uluslararası toplum artık iki devletli çözüm için somut adım atmalı' dedi. Abbas, İsrail'in Gazze'deki saldırılarını soykırım olarak nitelendirerek, BM'nin koruma sorumluluğunu yerine getirmediğini savundu. İsrail temsilcisi ise konuşmasında, Hamas'ı terör örgütü olarak tanımlayıp, kendini savunma hakkını vurguladı. Bu karşılıklı suçlamalar, BM çatısı altında bile ortak bir zemin bulmanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor.
Adil Dünya Mümkün Mü?
Adalet arayışı sadece Ruanda ve Filistin ile sınırlı değil. Ukrayna savaşı, Sudan'daki iç çatışma, Myanmar'daki insan hakları ihlalleri de BM'nin gündeminde. Ancak uluslararası sistemin yapısı, güçlü ülkelerin çıkarlarını korumaya yönelik olduğu için, adil bir düzen kurmak zor görünüyor. BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinin veto yetkisi, pek çok kararın alınmasını engelliyor. Örneğin, Gazze'de ateşkes çağrıları defalarca veto edildi.
Öte yandan, uluslararası kamuoyunun baskısı ve sivil toplum örgütlerinin çabaları, bazı konularda ilerleme sağlanmasını mümkün kılıyor. Ruanda soykırımı sonrası kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC), bugün Filistin ve Ukrayna'daki savaş suçlarını soruşturuyor. Ancak ICC'nin kararları da büyük güçler tarafından sıklıkla göz ardı ediliyor.
Sonuç olarak, BM'nin bu yılki teması, mevcut sistemin tıkandığını ve yeni bir yaklaşıma ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyuyor. Güveni yeniden inşa etmek, sadece söylemle değil, somut adımlarla mümkün olabilir. Ruanda ve Filistin örnekleri, adaletin evrensel olduğunu ve sadece bazı ülkeler için geçerli olmadığını hatırlatıyor. Daha adil bir dünya, ancak tüm ülkelerin eşit söz hakkına sahip olduğu, hesap verebilir bir uluslararası düzenle sağlanabilir.