Birleşmiş Milletler iklim süreci kapsamında geliştirilen REDD+, ormansızlaşma ve orman bozulmasından kaynaklanan sera gazı emisyonlarının azaltılmasını, ormanların sürdürülebilir yönetimini ve karbon stoklarının korunmasını hedefliyor. Mekanizma, gelişmekte olan ülkelere ormanlarını korumaları karşılığında mali teşvik sağlarken, bu ülkelerin emisyon azaltımlarını ölçmesi, raporlaması ve doğrulatması (MRV) gerekiyor.
REDD+ Nasıl Ortaya Çıktı?
REDD+ fikri ilk kez 2005 yılında Papua Yeni Gine ve Kosta Rika'nın önerisiyle Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) müzakerelerine girdi. 2007'de Bali Yol Haritası'nda "REDD" olarak yer aldı; 2009'da Kopenhag Anlaşması'nda "+" eklenerek orman bozulması, sürdürülebilir yönetim ve karbon stoklarının korunmasını da kapsayacak şekilde genişletildi. 2015 Paris Anlaşması'nın 5. maddesi, REDD+'ı resmen tanıyarak ülkeleri bu mekanizmayı kullanmaya teşvik etti. Bugün REDD+, hem devletler arası karbon piyasalarında hem de gönüllü karbon piyasalarında önemli bir araç haline geldi.
Mekanizmanın İşleyişi: Ölç, Raporla, Doğrula
REDD+ kapsamında bir ülke, ormanlarından kaynaklanan emisyonları azaltmak için öncelikle ulusal bir orman izleme sistemi kurmak zorunda. Bu sistem, uydu görüntüleri ve yerinde ölçümlerle orman örtüsündeki değişimi takip ediyor. Ardından, belirlenen referans seviyesine göre emisyon azaltımları hesaplanıyor. Üçüncü adımda ise bağımsız doğrulama kuruluşları bu verileri denetliyor. Bu süreç, "MRV" (Measurement, Reporting and Verification) olarak biliniyor ve REDD+'ın güvenilirliği için kritik önem taşıyor.
Başarılı bir REDD+ projesi, yerel toplulukların haklarını korumalı, biyolojik çeşitliliğe zarar vermemeli ve karbon kaçağı riskini yönetmeli. Bu nedenle mekanizma, sadece karbon odaklı değil; sosyal ve çevresel güvenceleri de içeren bir çerçeve sunuyor. Örneğin, Brezilya'nın Amazon Fonu, Norveç ve Almanya'nın desteğiyle 2008-2019 arasında ormansızlaşmayı önemli ölçüde yavaşlattı; ancak fonun askıya alınmasıyla bu trend tersine döndü.
Türkiye ve REDD+
Türkiye, UNFCCC'ye 2004'te taraf oldu ve REDD+ müzakerelerine gözlemci olarak katılıyor. Ülke, orman alanını artıran nadir ülkelerden biri; 2023 verilerine göre orman varlığı 23 milyon hektarın üzerinde. Ancak Türkiye, REDD+ mekanizmasından doğrudan finansman alamıyor çünkü mekanizma esas olarak gelişmekte olan ülkeler için tasarlandı. Yine de Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadelede ormanların rolünü vurguluyor ve ulusal katkı beyanında (NDC) orman sektörüne yer veriyor. 2021'de kabul edilen İklim Kanunu ile orman karbon yutaklarının korunması hedefleniyor.
Eleştiriler ve Gelecek
REDD+ eleştirmenleri, mekanizmanın karbon hesaplamalarındaki belirsizliklere, yerel halkın sürece yeterince dahil edilmemesine ve bazı projelerin "karbon kolonyalizmi" olarak nitelendirilmesine dikkat çekiyor. Ayrıca, orman yangınları veya yasadışı ağaç kesimi gibi dış faktörler, sağlanan azaltımların kalıcılığını riske atabiliyor. Buna karşın, 2024'teki COP29'da REDD+ finansmanının güçlendirilmesi ve yüksek kaliteli karbon kredileri için yeni standartların geliştirilmesi kararlaştırıldı. Önümüzdeki dönemde, özellikle Amazon ve Kongo Havzası gibi kritik bölgelerde REDD+'ın etkinliği, küresel iklim hedeflerine ulaşmada belirleyici olacak.
REDD+, iklim krizinde ormanların rolünü merkeze alan bir politika aracı olarak öne çıkıyor. Ancak başarısı, yalnızca teknik ölçümlere değil; siyasi iradeye, yerel katılıma ve adil finansmana bağlı. Ormanların korunması, karbon emisyonlarını azaltmanın yanı sıra biyolojik çeşitliliği ve geçim kaynaklarını da güvence altına alıyor. Bu nedenle REDD+’ın geleceği, küresel iklim rejiminin samimiyet testi olarak görülüyor.