Ankara'da psikolog Nurselen Gülaçtı'yı kendi iş yerinde tabancayla öldüren Fuat Yıldırım, yargılandığı mahkemece "kadına karşı tasarlayarak kasten öldürme" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Karar, Türkiye'de kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerine ilişkin cezasızlık tartışmalarının sürdüğü bir dönemde verildi.
Olayın Gelişimi ve Mahkeme Süreci
Edinilen bilgilere göre olay, Ankara'da Nurselen Gülaçtı'nın çalıştığı iş yerinde meydana geldi. Fuat Yıldırım, psikolog Gülaçtı'yı tabanca ile vurarak öldürdü. Olayın ardından gözaltına alınan ve hakkında dava açılan Yıldırım'ın yargılaması Ankara'daki ilgili ağır ceza mahkemesinde görüldü. Mahkeme heyeti, sanığın suçunu "kadına karşı tasarlayarak kasten öldürme" olarak nitelendirdi ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi.
Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, Türk Ceza Kanunu'nda en ağır yaptırım olarak yer alıyor ve bu ceza, hükümlünün ceza infaz kurumunda ömür boyu kalması anlamına geliyor. Kadına karşı işlenen kasten öldürme suçlarında tasarlama unsuru ve suçun kadına karşı işlenmiş olması, cezanın ağırlaştırılmasında belirleyici rol oynuyor.
Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Yasal Çerçeve
Türkiye'de kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri, son yıllarda kamuoyunun en çok tartıştığı konular arasında yer alıyor. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, koruyucu ve önleyici tedbirler öngörüyor. Ancak uygulamada, tedbir kararlarının etkin uygulanmaması, denetim eksiklikleri ve cezasızlık algısı sık sık eleştiriliyor.
İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi'nden Türkiye'nin 2021 yılında çekilmesi, kadın örgütleri ve uluslararası kuruluşlar tarafından endişeyle karşılanmıştı. Bu karar sonrasında kadın hakları savunucuları, mevcut yasaların uygulanmasında ve şiddet mağdurlarının korunmasında daha fazla güçlük yaşanabileceği uyarısında bulunmuştu.
Nurselen Gülaçtı davasında verilen ağırlaştırılmış müebbet cezası, kadına karşı işlenen cinayetlerde yargının tutumuna ilişkin bir örnek teşkil ediyor. Kadın cinayetlerinde faillerin bazen indirimli cezalar alması ya da tutuksuz yargılanması, kamuoyunda tepkilere yol açıyor. Bu nedenle her dava, hem caydırıcılık hem de adalet algısı açısından ayrıca değerlendiriliyor.
Uzmanların Değerlendirmeleri ve Toplumsal Etki
Kadın cinayetleriyle ilgili veriler, sorunun boyutunu gözler önüne seriyor. Bağımsız kadın örgütlerinin derlediği verilere göre, Türkiye'de her yıl yüzlerce kadın erkek şiddeti sonucu yaşamını yitiriyor. Psikologlar, sosyologlar ve hukukçular, meselenin yalnızca ceza adaletiyle sınırlı olmadığını; eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliği, ekonomik bağımsızlık ve koruyucu tedbirlerin etkinliği gibi çok boyutlu bir yaklaşım gerektirdiğini vurguluyor.
Özellikle iş yerinde gerçekleşen şiddet olayları, çalışan kadınların güvenliği konusunu gündeme getiriyor. Psikolog Nurselen Gülaçtı'nın kendi iş yerinde öldürülmesi, kadınların kamusal alanda ve çalışma hayatında maruz kaldığı riskleri bir kez daha hatırlattı. Uzmanlar, iş yerlerinin güvenlik önlemlerini artırması ve şiddet şüphesi bulunan durumlarda erken müdahale mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Yargı Kararlarının Önemi ve Gelecek Perspektifi
Mahkemenin verdiği ağırlaştırılmış müebbet cezası, kadına yönelik cinayetlerde caydırıcılık açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Ancak kadın hakları savunucuları, tek tek davalarda verilen cezaların yeterli olmadığını, sistemik önlemlerin alınması gerektiğini savunuyor. Bu kapsamda, 6284 sayılı Kanun'un etkin uygulanması, kolluk kuvvetlerinin ve savcılıkların şiddet ihbarlarına hızlı yanıt vermesi, sığınma evlerinin sayısının artırılması ve şiddet mağdurlarına yönelik psikososyal destek hizmetlerinin güçlendirilmesi öneriliyor.
Dava, toplumsal cinsiyet temelli şiddetin önlenmesinde hukukun rolünü bir kez daha tartışmaya açtı. Adaletin tecellisi kadar, benzer olayların önlenmesi için kurumlar arası iş birliği ve toplumsal farkındalığın artırılması gerekiyor. Nurselen Gülaçtı'nın ölümüyle sonuçlanan bu olay, kadın cinayetlerinin sadece istatistik değil, her biri bir insan hayatı ve aile için yıkım anlamına geldiğini gösteriyor. Mahkeme kararı, faillerin hesap vermesi açısından önemli bir emsal oluştururken, kadına karşı şiddetin son bulması için mücadelenin sürmesi gerektiği gerçeğini de değiştirmiyor.