Cumhuriyet'in ilk yıllarında şekillenen ekonomi yönetimi, bilimin ve aklın rehberliğinde, kamunun etkin rolünü ve planlamayı temel alan, güçlü kurumlara ve hukuka dayanan bir yapı üzerine inşa edildi. Bu anlayış, yaratılan refahın toplum kesimleri arasında adil paylaşılmasını hedefliyordu. Bugün ise Türkiye ekonomisi, 'nas' ekonomisi olarak adlandırılan, kamu kaynaklarının verimsiz kullanımı, kısa vadeli popülist politikalar ve kurumsal zayıflama ile anılan bir döneme tanıklık ediyor. Mehmet Tomanbay'ın kaleme aldığı 'Planlı ekonomiden 'nas ekonomisi'ne' başlıklı yazı, bu dönüşümün izlerini sürüyor.
Cumhuriyet'in Ekonomik Temelleri: Planlama ve Kamu Yararı
1923'te kurulan Türkiye Cumhuriyeti, savaşlardan çıkmış, sermaye birikimi zayıf bir ülkeydi. Ekonomik bağımsızlığı sağlamak için devlet öncülüğünde sanayileşme hamleleri başlatıldı. 1930'larda uygulanan birinci ve ikinci beş yıllık sanayi planları, kamu iktisadi teşebbüslerinin (KİT) kurulmasıyla hayata geçirildi. Sümerbank, Etibank gibi kurumlar, tekstil, madencilik, enerji gibi stratejik alanlarda üretimi artırdı. Bu dönemde ekonomi yönetimi, bilimsel verilere ve uzun vadeli hedeflere dayanıyordu. Kamu, sadece düzenleyici değil, aynı zamanda yatırımcı ve üretici rolündeydi. Planlama, kaynakların etkin kullanımını ve bölgesel kalkınmayı amaçlıyordu. Hukuk devleti ilkesi çerçevesinde, ekonomi politikaları şeffaf ve hesap verebilir kurumlar aracılığıyla yürütülüyordu. Refahın adil paylaşımı, vergi sistemi ve sosyal politikalar ile destekleniyordu. Bu yapı, 1960'lı yıllarda Devlet Planlama Teşkilatı'nın (DPT) kurulmasıyla daha da kurumsallaştı. DPT, beş yıllık kalkınma planları hazırlayarak, kamu ve özel sektör yatırımlarını yönlendiriyordu. Böylece, 1980'lere kadar süren planlı ekonomi döneminde, Türkiye kayda değer bir sanayileşme ve büyüme kaydetti.
'Nas' Ekonomisi: Popülizm ve Kurumsal Çözülme
1980 sonrası liberal politikalar, kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesi ve serbest piyasa ekonomisine geçişi beraberinde getirdi. Ancak 2000'li yıllardan itibaren, özellikle 2018 sonrası dönemde, ekonomi yönetimi 'nas' ekonomisi olarak nitelendirilen bir yaklaşıma evrildi. Bu terim, faiz ve enflasyon ilişkisini reddeden, kısa vadeli büyüme için kamu kaynaklarını kontrolsüzce harcayan, merkez bankası bağımsızlığını zayıflatan bir anlayışı ifade ediyor. 'Nas' ekonomisi, planlama ve bilimsellikten uzak, popülist söylemlerle beslenen bir model olarak eleştiriliyor. Kamu ihalelerinde liyakat yerine sadakat ön plana çıktı, kurumlar siyasallaştı. Enflasyon ve faiz gibi temel göstergeler üzerindeki baskılar, yatırım ortamını bozdu, gelir dağılımını daha da adaletsiz hale getirdi. Tomanbay'ın yazısında vurguladığı gibi, cumhuriyetin kurumsal yapısı ve hukuk devleti ilkesi aşındı. Refahın adil paylaşımı bir yana, yoksulluk ve işsizlik arttı. Sonuç olarak, planlı ekonomiden 'nas' ekonomisine geçiş, Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığını ve toplumsal refahını tehdit eden bir dönüşümü simgeliyor.
Türkiye'nin ekonomik geleceği, yeniden bilimsel planlamaya, güçlü kurumlara ve adil paylaşıma dayalı bir anlayışa dönüşle mümkün görünüyor. Aksi halde, 'nas' ekonomisinin yarattığı tahribatın onarılması daha da zorlaşacak.