İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 81. oturumuna katılmak üzere New York'a gidecek basın ekibine ABD tarafından vize verilmediği bildirildi. İran resmi makamlarından yapılan açıklamaya göre, heyette yer alan gazetecilerin vize başvuruları reddedildi. Karar, ev sahibi ülke olarak ABD'nin BM Merkezi'ne erişim konusundaki yükümlülükleri çerçevesinde tartışma yarattı.
Vize engeli ve diplomatik yansımalar
ABD'nin, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın basın ekibine vize vermemesi, iki ülke arasındaki zaten gergin olan ilişkilerde yeni bir gerilim başlığı oluşturdu. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, kararın 'ev sahibi ülke statüsündeki ABD'nin uluslararası yükümlülüklerine aykırı olduğunu' belirtti. Sözcü, basın mensuplarının akreditasyon başvurularının gerekçe gösterilmeksizin reddedildiğini ifade etti.
Birleşmiş Milletler ile ABD arasında 1947'de imzalanan Genel Merkez Anlaşması (Headquarters Agreement), ABD'nin BM toplantılarına katılacak yabancı yetkililere vize verme yükümlülüğünü düzenliyor. Ancak Washington yönetimi, ulusal güvenlik gerekçeleriyle zaman zaman bu yükümlülüğe istisna getirebiliyor. İran, geçmişte de benzer durumlarla karşılaşmış ve konuyu BM nezdinde şikâyet etmişti.
Pezeşkiyan'ın BM diplomasisi ve İran'ın beklentileri
Mesud Pezeşkiyan, 2024 yılında beklenmedik bir şekilde cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından ilk kez BM Genel Kurulu'na hitap edecek. İran heyetinin, oturumda özellikle nükleer program müzakereleri, bölgesel güvenlik ve yaptırımların kaldırılması konularını gündeme getirmesi planlanıyor. Basın ekibinin vize engeli, Pezeşkiyan'ın mesajlarının uluslararası kamuoyuna doğrudan ulaştırılmasını zorlaştırabilir.
İran basını, kararı 'sessiz sansür' olarak nitelendirirken, Tahran yönetiminin konuyu BM Genel Sekreterliği'ne taşıyacağı öğrenildi. Diplomatik kaynaklar, İran'ın ayrıca ABD'nin bu tutumunu ikili müzakerelerde gündeme getirebileceğini aktarıyor.
ABD'nin tutumu ve olası gerekçeler
ABD Dışişleri Bakanlığı, konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmadı. Ancak Amerikan yönetiminin son yıllarda İranlı yetkililere yönelik vize kısıtlamalarını sıkılaştırdığı biliniyor. Washington, İran'ın bölgedeki militan gruplara verdiği destek ve nükleer faaliyetleri nedeniyle Tahran'a yönelik baskı politikasını sürdürüyor.
Uzmanlar, vize reddinin yalnızca basın özgürlüğü açısından değil, aynı zamanda BM'nin evrensel katılım ilkesi bakımından da sorun oluşturduğunu belirtiyor. New York merkezli bir düşünce kuruluşunda görev yapan bir araştırmacı, 'ABD'nin bu tür kararları, BM çatısı altındaki çok taraflı diplomasiye gölge düşürüyor' değerlendirmesinde bulundu.
İran iç siyasetinde yankılar
Pezeşkiyan hükümeti, göreve geldiği günden bu yana Batı ile ilişkileri kısmen onarma ve yaptırımların hafifletilmesi yönünde adımlar atmaya çalışıyor. Ancak ülke içindeki muhafazakâr kanat, cumhurbaşkanının Batı'ya fazla taviz verdiğini savunuyor. Vize krizi, İran'ın uluslararası arenada karşılaştığı engelleri gözler önüne sererken, Tahran'ın sertlik yanlısı çevrelerine de 'ABD ile müzakere anlamsız' argümanı için malzeme sağlayabilir.
Öte yandan, İran'ın BM Genel Kurulu'na katılımı, Pezeşkiyan'ın uluslararası kamuoyuna hitap etmesi açısından önemli bir fırsat. Basın ekibinin yokluğunda, İran'ın mesajlarının uluslararası medyada nasıl yankılanacağı belirsizliğini koruyor.
Uluslararası hukuk ve ev sahibi ülke yükümlülükleri
1947 tarihli Genel Merkez Anlaşması'nın 11. ve 13. bölümleri, ABD'nin BM faaliyetlerine katılan tüm üye ülke temsilcilerine, gazeteciler de dahil olmak üzere, vize vermesini öngörüyor. Ancak anlaşma, ABD'ye 'ulusal güvenlik' gerekçesiyle istisna tanıma hakkı da veriyor. Bu muafiyet, zaman zaman tartışmalara yol açıyor ve BM Hukuk İşleri Ofisi'nin görüşüne başvuruluyor.
İran, daha önce de eski Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi döneminde benzer bir vize engeliyle karşılaşmış, ancak konu BM nezdinde somut bir yaptırıma dönüşmemişti. Bu kez Tahran'ın nasıl bir diplomatik hamle yapacağı merak konusu.
ABD'nin İran basın ekibine vize vermemesi, uluslararası ilişkilerde basın özgürlüğü ile ulusal güvenlik arasındaki hassas dengeyi bir kez daha gözler önüne seriyor. BM Genel Kurulu gibi küresel platformlarda tüm seslerin temsil edilmesi gerektiği ilkesi, ev sahibi ülkenin takdir yetkisiyle çatışmaya devam ediyor. Pezeşkiyan'ın konuşmasının ardından uluslararası kamuoyunun vereceği tepki, benzer vakaların gelecekte nasıl şekilleneceğine dair ipucu verecek.