İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) çevresinde yürütülen yolsuzluk soruşturmasında yeni bir boyut ortaya çıktı. Yüklenici firma yetkilisi olduğu öğrenilen Aktaş, savcılık ifadesinde hak edişlerini alabilmek için on milyonlarca lira rüşvet verdiğini kabul ederek, bu paranın İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'na iletilmek üzere toplandığını öne sürdü. Aktaş'ın ifadesi, soruşturmanın odak noktasını belediye bürokrasisinden siyasi iradeye çevirdi. İddianameye yansıyan detaylar, kamoyunda büyük yankı uyandırırken, İmamoğlu cephesinden henüz resmi bir açıklama gelmedi. Soruşturmanın ilerleyen günlerde daha da derinleşmesi bekleniyor.
Aktaş'ın Çarpıcı İfadeleri: 'Yapı İmamoğlu Liderliğinde Kurulmuştu'
Yüklenici Aktaş, ifadesinde sistemin işleyişini detaylı şekilde anlattı. İstanbul'daki büyük ölçekli bir altyapı projesinde iş aldığını ve hak edişlerinin ödenmesi için İBB yetkilileri tarafından kendisinden sürekli para talep edildiğini belirtti. Aktaş'ın ifadesine göre, bu talepler doğrudan değil, ara kişiler aracılığıyla iletiliyordu. "Karşıma çıkan yapı İmamoğlu liderliğinde kurulmuş bir yapıydı. İmamoğlu'nun para talepleri Ertan Yıldız, İbrahim Bülbüllü, Özgür Karabat üzerinden iletilmekteydi" diyen Aktaş, bu üç ismin de belediye bünyesinde görev yaptığını vurguladı. Aktaş ayrıca, ödemelerin yapılabilmesi için toplanan rüşvet paralarının genellikle nakit olarak verildiğini ve bu paraların İmamoğlu'nun bilgisi dahilinde kullanıldığını ileri sürdü.
Sistem Nasıl İşliyordu? Para Aktarımı ve Belge Gizleme
Aktaş'ın aktardığına göre, sistem oldukça organize bir şekilde işliyordu. Yükleniciler, iş bitiminde hak edişlerini alabilmek için sözleşme bedelinin belirli bir yüzdesini ödemek zorundaydı. Bu ödemeler, şirket hesapları yerine, belirlenen özel hesaplara veya doğrudan elden veriliyordu. Aktaş, "Her hak ediş döneminde, ödenecek tutarın yaklaşık %10'u benden talep edildi. Bu para, bazen bir otoparkta, bazen bir kafede elden verildi. Bazen de şirketim üzerinden sahte faturalarla gösterildi" dedi. Ayrıca, bu para akışının resmi kayıtlara girmemesi için özel olarak çaba sarf edildiğini, faturaların hayali işler karşılığında düzenlendiğini belirtti. Aktaş'ın ifadesi, şirketlerin defterlerinde yapılan manipülasyonların ve sahte belgelerin tespiti için mali müşavirlerin ve savcılığın çalışmalarını hızlandırdığı öğrenildi.
Soruşturma Genişliyor: Gözaltılar ve Arama Kararları
Aktaş'ın ifadesi üzerine savcılık, belediyenin ilgili birimlerinde ve bazı şirketlerin merkezlerinde arama kararı aldı. Operasyonda, aralarında Ertan Yıldız, İbrahim Bülbüllü ve Özgür Karabat'ın da bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanların emniyetteki işlemleri sürerken, İmamoğlu hakkında herhangi bir gözaltı kararı bulunmadığı ancak ifadesine başvurulabileceği belirtiliyor. Soruşturmayı yürüten savcı, rüşvet zincirinin İmamoğlu'na kadar uzandığına dair güçlü deliller olduğunu, bu nedenle dosyanın kapsamının genişletildiğini ifade etti. Öte yandan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, iddiaların asılsız olduğunu belirterek, soruşturmanın siyasi bir kumpas olduğunu öne sürdü. Belediye Başkanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, "Hakkımızda yürütülen bu çirkin iddialar tamamen uydurmadır. Milletimizin emaneti olan belediyemiz, şeffaflık ilkesiyle yönetilmektedir. Adli süreç sonunda gerçekler ortaya çıkacak" denildi.
Kamuyounda Yarattığı Etki ve Beklentiler
İddialar siyasi arenada da tartışma yarattı. Ana muhalefet partisi yetkilileri, İmamoğlu'na sahip çıkarken, iktidar kanadı ise soruşturmanın kararlılıkla sürdürülmesi çağrısı yaptı. Üniversitelerin hukuk ve siyaset bilimi bölümlerinden bazı öğretim üyeleri, bu durumun Türkiye'deki yerel yönetimlerin denetimi ve şeffaflığı açısından önemli bir test olduğunu belirterek, hukuki sürecin sonucunun kamuoyunun vicdanında da bir karşılık bulacağını ifade ediyor. Uzmanlar, soruşturmanın derinleşmesi halinde İmamoğlu'nun siyasi geleceğinin etkilenebileceğini, ancak suçlama kesinleşmeden ön yargılı olunmaması gerektiğini vurguluyor.
Bağımsız Değerlendirme
Bu soruşturma, kamuoyunda belediyelerin iş yapma biçimlerine dair ciddi soruları beraberinde getirmiş durumda. Yerel yönetimlerdeki yolsuzluk iddialarının ekonomik boyutu olduğu kadar, siyasi yansımaları da büyük. İstanbul gibi mega kentlerdeki kamusal kaynakların etkin ve şeffaf kullanımı, sadece hukuken değil, ahlaken de bir zorunluluk. Bu tür iddiaların muhatabı olan tüm yetkililerin sürecin takipçisi olması, adaletin tecellisi için kritik önemde. Ortaya atılan iddialar ne kadar ağır olursa olsun, masumiyet karinesinin korunması ve hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi; hem demokrasimizin hem de toplumsal barışın sigortasıdır.