Rojda Yakışıklı’nın öldürülerek cesedinin dere yatağına gömülmesine ilişkin davada mahkeme, katil Okay Gür ile birlikte yargılanan iki köylüsünün tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Duruşmada Rojda’nın avukatı Nazlı Matur, Okay Gür’ün genç kadının telefonuna el koyduğunu ve telefonundaki bir fotoğrafta Rojda’nın pantolon giydiğini görmesi üzerine onu öldürdüğünü söyledi. Bu açıklama, kadın cinayetlerinin ardındaki toplumsal cinsiyet temelli şiddetin çarpıcı bir örneğini gözler önüne serdi.
Davanın Ayrıntıları ve Mahkeme Kararı
Rojda Yakışıklı’nın ölümüne ilişkin dava kapsamında hakim, sanıklar Okay Gür ve iki köylüsünün tutukluluk hallerinin devamına hükmetti. Mahkeme, delillerin ve tanık beyanlarının henüz tam olarak toplanmadığını, kaçma şüphesinin bulunduğunu belirterek tutukluluğun sürmesine karar verdi. Duruşmada savcılık, sanıkların olayın ardından cesedi dere yatağına gömdüklerini ve delilleri gizlemeye çalıştıklarını öne sürdü. Avukat Nazlı Matur ise müvekkilinin ölüm nedeninin sadece bir kıyafet tercihi olduğunu vurgulayarak, “Okay Gür, Rojda’nın telefonunu ele geçirmiş ve fotoğraflarında pantolon giydiğini görmüş. Bu onun için bir ‘namus’ meselesi haline getirilmiş ve Rojda bu yüzden öldürülmüş.” dedi.
Olay, Rojda Yakışıklı’nın bir süre önce kaybolması ve akabinde cesedinin bulunmasıyla ortaya çıkmıştı. Yapılan soruşturmada, genç kadının Okay Gür tarafından öldürüldüğü, cesedin ise iki köylü tarafından dere yatağına gömüldüğü tespit edildi. Sanıkların ifadelerinde çelişkiler bulunması ve olay yerindeki kanıtların yetersizliği, mahkemenin tutukluluk kararını pekiştirdi. Dava, kadına yönelik şiddetin en uç noktası olan cinayetlerin faillerinin yargı önünde hesap vermesi açısından önem taşıyor.
Kadın Cinayetlerinde Kıyafet Bahane mi?
Rojda Yakışıklı’nın ölümü, Türkiye’de kadın cinayetlerinin sıkça karşılaşılan bir motivasyonunu gün yüzüne çıkarıyor: Kadının kıyafeti, yaşam tarzı veya sosyal medya paylaşımları, şiddetin gerekçesi olarak sunuluyor. Uzmanlar, bu tür olayların toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden ve ataerkil normlardan beslendiğini belirtiyor. Kadın hakları savunucuları, pantolon giymenin bir cinayet nedeni olarak gösterilmesinin kabul edilemez olduğunu, faillerin cezasız kalmaması gerektiğini dile getiriyor. Son yıllarda artan kadın cinayetlerine karşı yasal düzenlemeler yapılsa da, uygulamada ve toplumsal zihniyette dönüşümün yavaş ilerlediği gözlemleniyor.
Davanın seyri, adaletin sağlanması ve benzer vakaların önlenmesi açısından kritik bir eşikte. Mahkemenin vereceği karar, hem sanıkların cezalandırılması hem de toplumsal farkındalık açısından emsal teşkil edebilir. Rojda’nın avukatının açıklamaları, cinayetin ardındaki zihniyeti gözler önüne sererken, mücadele edilmesi gereken asıl sorunun kıyafet değil, kadına yönelik şiddet olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Olayın ardından bölgede yaşayanlar ve sivil toplum kuruluşları, kadın cinayetlerine karşı daha etkin önlem alınması çağrısında bulundu. Yerel yönetimlerin ve kolluk kuvvetlerinin, kadına yönelik şiddet ihbarlarını daha ciddiye alması gerektiği vurgulanıyor. Rojda Yakışıklı davası, yalnızca bir cinayetin değil, aynı zamanda bir zihniyetin yargılandığı bir süreç olarak takip ediliyor. Mahkemenin adil bir karar vermesi, benzer acıların yaşanmaması için caydırıcılık işlevi görecek.