Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Kürtçe tabelaların yasal olmadığını savunarak Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Özdağ, düzenlediği basın toplantısında, "Bu tabelalar anayasal bir suçtur ve Danıştay'ın 2007'de bu suça karışanları görevden alınmasını öngören kararına rağmen hâlâ direniyorlar" dedi. Suç duyurusu, Türkiye'deki dil politikaları ve yerel yönetimlerin uygulamaları konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Özdağ: 'Anayasa'nın 42. Maddesi İhlal Ediliyor'
Ümit Özdağ, suç duyurusunun gerekçesini açıklarken, Anayasa'nın 42. maddesine atıfta bulundu. Bu madde, "Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez" hükmünü içeriyor. Özdağ, "Kürtçe tabelalar, bu anayasal hükmün açık bir ihlalidir. Ayrıca 2007 yılında Danıştay, bu tür uygulamalara karışan kamu görevlilerinin görevden alınması gerektiğini belirtmiştir. Bugün hâlâ bu suça göz yumanlar var. Savcılığın harekete geçmesini bekliyoruz" ifadelerini kullandı.
Özdağ, suç duyurusunu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na sunduğunu belirtti. Dilekçede, Kürtçe tabelaların bulunduğu belediyeler ve sorumlular hakkında soruşturma başlatılması talep edildi. Özdağ, "Bu ülkede herkes Türkçe konuşmak zorunda değil ama resmi alanlarda Türkçe'nin tek dil olması anayasal bir zorunluluktur. Belediyelerin bu kurala uymaması kabul edilemez" dedi.
Danıştay'ın 2007 Kararı ve Yasal Arka Plan
Danıştay 8. Dairesi, 2007 yılında verdiği bir kararda, "Türkçe dışındaki dillerde tabela asılmasına izin veren belediye uygulamalarının hukuka aykırı olduğunu" hükme bağlamıştı. Karar, o dönemde Diyarbakır, Şanlıurfa ve Mardin gibi illerdeki belediyelerin Kürtçe tabela uygulamalarına karşı açılan davalar sonucunda alınmıştı. Danıştay, bu tür uygulamaların "kamu hizmetlerinin yürütülmesinde dil birliğini bozduğu" gerekçesiyle iptal etmişti.
2007 kararının ardından bazı belediyeler tabelaları kaldırırken, bazıları direnmişti. Özdağ, "O dönemde görevden alınmaları gerekenler hâlâ görevde. Bu, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Savcılık, bu kararı uygulamakla yükümlüdür" diye konuştu. Hukukçular, Danıştay kararının bağlayıcı olduğunu ancak uygulanmasının siyasi iradeye bağlı olduğunu belirtiyor.
Kürtçe Tabela Tartışmaları ve Siyasi Boyut
Türkiye'de Kürtçe tabela meselesi, uzun yıllardır siyasi tartışmaların merkezinde yer alıyor. Özellikle HDP (şimdiki DEM Parti) yönetimindeki belediyeler, 2014'ten itibaren çift dilli tabela uygulamasını yaygınlaştırmıştı. Bu uygulamalar, dönemin hükümeti tarafından "bölücülük" olarak nitelendirilmiş ve birçok belediyeye kayyum atanmıştı.
Özdağ'ın suç duyurusu, 2023 seçimlerinden sonra Zafer Partisi'nin dil politikalarına yönelik tutumunun bir devamı niteliğinde. Parti, seçim bildirgesinde "Türkçe'nin tek resmi dil olarak korunması" ve "Kürtçe tabelaların kaldırılması" vaatlerine yer vermişti. Özdağ, "Bu ülkede Kürtçe konuşan vatandaşlarımız var, onlara saygı duyuyoruz. Ancak resmi alanlarda Türkçe'nin hâkimiyeti tartışılamaz" dedi.
Savcılık Süreci ve Muhtemel Sonuçlar
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın suç duyurusunu işleme alması durumunda, ilgili belediyeler ve sorumlular hakkında soruşturma başlatılabilir. Ancak hukuk uzmanları, savcılığın takdir yetkisini kullanarak soruşturma açmayabileceğini belirtiyor. Özdağ, "Savcılık gereğini yapmazsa, bu kez Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yapacağız" tehdidinde bulundu.
Öte yandan, DEM Parti cephesinden henüz resmi bir açıklama gelmedi. Ancak partiye yakın kaynaklar, "Bu tür suç duyuruları siyasi bir şovdan ibaret. Kürtçe tabelalar, yerel halkın talebidir ve anayasal bir hak olan ifade özgürlüğü kapsamındadır" değerlendirmesini yaptı.
Bağlam: Türkiye'de Dil Politikaları ve Geleceği
Türkiye'de dil politikaları, Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana hassas bir konu olmuştur. 1928'deki Harf Devrimi ve 1930'lardaki Türkçe'yi yaygınlaştırma çabaları, Kürtçe'nin kamusal alanda kullanımını sınırlamıştı. 2000'li yıllarda AB uyum süreci kapsamında Kürtçe yayınlar ve kurslar açılmış, ancak tabela gibi görsel alanlarda kısıtlamalar devam etmişti.
Özdağ'ın suç duyurusu, 2024 yerel seçimleri öncesinde milliyetçi seçmen tabanına mesaj verme amacı taşıyor. Zafer Partisi, anketlerde tek haneli oy oranlarına sahip olsa da, göçmen karşıtı söylemleriyle dikkat çekiyor. Bu suç duyurusu, partinin "Türkçe'nin bekçisi" imajını pekiştirmeyi hedefliyor. Ancak insan hakları savunucuları, bu tür girişimlerin toplumsal kutuplaşmayı artırdığını vurguluyor.
Sonuç olarak, Özdağ'ın suç duyurusu, Türkiye'de dil ve kimlik politikalarının hâlâ canlı bir tartışma olduğunu gösteriyor. Savcılığın vereceği karar, hem hukuki hem de siyasi açıdan emsal teşkil edebilir. Gözler şimdi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nda.